11 Kasım 2016 Cuma

18. ADA KIBRIS MI? (KIBRIS CEPHESİ-4)

“Ada’da KKTC’nin ve Kıbrıs Türklerinin kaderi açısından hayati bir süreç yaşanıyor. Fakat bu ‘the süreç’ bilinçli bir şekilde kamuoyundan saklanıyor. Bu sebeple Kıbrıs’ta olan biteni elimden geldiğince bu başlık altında sizlere iletmeye çalışacağım.”[1]
***
İsviçre’de pazartesi günü başlayan Kıbrıs görüşmelerinden önce Rum kesiminin beklentileri ile şeffaf davrandığını fakat KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın kamuoyunu bilgilendirmediğini bir önceki Kıbrıs yazımda belirtmiştim.[2]
Haksızlık etmişim!
Sayın Cumhurbaşkanı kamuoyunu bilgilendirmiş.
Ne zaman?
Görüşmeler başlamadan 2 gün önce, 5 Kasım 2016’da.
Aynı zamanda Rum Lider Anastasiadis’in bilgilendirme toplantısından 1 gün sonra.
Akıncı’nın toplantısını Anastasiadis’in toplantısından 1 gün sonra yapması, ona cevap verme olanağı da sağlar. Bunu aklımıza not edelim ve iki liderin açıklamalarını irdeleyelim.
Mustafa Akıncı’nın açıklamalarını okuyunca insan kızgın kumlardan serin sulara giriyor gibi oluyor Kıbrıs’ın yaz sıcağında.
Gayet olumlu, iyimser.
Anlaşılan aşamaların 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki şartlardan çok daha iyi olduğunu söylüyor Türk tarafı adına.[3]
Bu durumda insan sormadan edemiyor:
Rum kesimi, zamanında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası’nda bulunan, bir nevi Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Anayasası’nı oluşturan Garanti Antlaşması’nı ve İttifak Antlaşması’nı ihlal etti mi?[4]
Etti.
Bu Cumhuriyet’teki haklardan faydalanan Rumlar, Türklere karşı katliam yaptı mı?
Yaptı.
Sonrasında geçen yıllarda Rum kesimi AB’ye “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak girip AB nezdinde hem Ada’nın tek “tanınan” yönetimi olup öte yandan da KKTC’yi işgalci pozisyonuna düşürdü mü?
Düşürdü.
Peki, o zaman 1960’ı yeterli bulmayan, AB’ye giren, Annan Planı’na bile hayır diyen Rumlar neden mevcut haklarından feragat etsin?
Üstelik bir detay daha:
Rum kesiminde yönetim değişiklikleri olsa da askeri darbe görseler de Ada’ya dair istekleri hiç değişmedi. Hiçbir konuda geri adım atmadılar. Rum tarafında durum böyleyken Türk tarafında ise süreç zigzaglar, gündelik yaklaşımlar ve bilinçli-bilinçsiz ödünlerle ilerledi.“Kıbrıs meselesi diye bir şey yoktur.” diyen de oldu, “Kıbrıs’ta hak iddia edemeyiz.”diyen de oldu, “İnsanlar ölüyor. Siz kelimeler üzerinde tartışıyorsunuz.” deyip de Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 186 sayılı kararına imza atarak Türk kesimini Kıbrıs’ta işgalci, Rumlardan oluşan yönetimi de Kıbrıs’ın tek meşru yönetimi yapan Türk liderler de oldu.[5]
Mustafa Akıncı kritik birçok konuya değinmeden masal tadında bilgilendirme yaparken Anastasiadis neler dedi?
“Kıbrıs Rum tarafının hedefinin, çok sayıda göçmenin geri dönmesine olanak sağlayacak düzenlemeler olduğunu belirten Anastasiadis, bir soru üzerine bu düzenlemeler içerisinde Güzelyurt’un da yer aldığını söyledi.”[6]
Şu an benim askerlik yaptığım alayın bulunduğu, Şehit Yüzbaşı Pilot Cengiz Topel’in işkence gördüğü yeri de içerisinde bulunduran Güzelyurt’un özelliği nedir peki?
Kıyı şeridinde bir bölge. Tamamen yeşillik ve toprak olarak belki de Ada’nın en verimli yeri.
Başka ne diyor Rum Lideri?
“Çözümün ilk gününde Kapalı Maraş’ın yasal sahiplerine iade edileceğini, ara bölgelerin yasal sahiplerine derhal geri verileceğini ve önemli sayıda Türk askerinin ilk günden itibaren çekilmeye başlayacağını vurguladı.”[7]
“Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis, Kıbrıs Rum tarafının, çözümün hayata geçirilmesine ilişkin önerisiyle Türk ordusunun varlığının istenmediğini savundu. Türkiye’nin dönüşüm halindeki devlete veya yeni düzene garanti olmasının mümkün olmadığını savunan Anastasiadis, ‘BM himayesindeki çok uluslu bir kuvvet’ veya ‘güçlendirilmiş bir barış gücünden’ bahsetti.”[8]
Anastasiadis’in bu açıklamalarından bir gün önce başka bir görüşmesi oldu.
Rum Lider’in görüşme esnasında bol bol nasihat aldığı bu kişi tabii ki de Rum Ortadoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos’tu.
Başpiskopus’un, “Yetmez ama evet.” kokan “Toprak müzakerelerinde ayak dire.”nasihatına Anastasiadis’in verdiği yanıt yine Rum tarafının yaklaşımını gösterir nitelikte:
“Sizin tezlerinizden daha iyisine ulaşmaya çalışacağız.”[9]
Konuyla ilgili basında çıkan bir kısım ise kimlerle uzlaşmaya, adil bir çözüm bulmaya çalıştığımızın acı bir yansıması olsa gerek:
“Hrisostomos, Kıbrıs Türklerine yüzde 25 oranında toprak bırakılsın önerisini açıp açmadığı yönündeki soruya ise konuyu bizzat Anastasiadis’in açtığını belirterek ‘Daha da azını vermek elimizden gelse evet ama bize de bağlı değil. Müzakere çetin olacak.’ dedi.”[10]
Burada çetin mücadeleden kastın Rum kesimin gerçeküstü isteklerinin kabul edilmeye çalışılması olduğunu anlamak çok zor olmasa gerek.
İşte tüm Türkiye’nin Fetö ve Musul operasyonuna yönlendirildiği günlerde Kıbrıs’ta ve İsviçre’de durum böyle.
KKTC tarafından asla verilmemesi gereken bu tavizlerin önündeki en büyük engelin “ne istenirse verecek” Akıncı değil de verilenleri yeterli görmeyecek olan Rum tarafı olması da hem bu süreçteki “stratejik derinliğimizi” hem de bizi yönetenlerin temsiliyet ile teslimiyeti aynı potada erittiğini gözler önüne seriyor, acziyet içinde… Bunu, Akıncı’nın kendisinden bir gün önce konuşan Rum Lideri’nin sözlerine yanıt vermeyip aksine pembe tablo çizmesinden de anlıyoruz.
Tarih, vatansever Türkiye Türklerini olduğu gibi Kıbrıs Türklerini de kendi vatanları için yapay ayrımları bir kenara bırakarak örgütlenmeye ve mücadeleye çağırıyor, en acil biçimde.
ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
8 Kasım 2016
DİPÇE
[1] http://bayraktarcagdas.blogspot.com.tr/…/kibris-cephesi-1.h…
[2] http://bayraktarcagdas.blogspot.com.tr/…/kibris-cephesi-3.h…
[3] Vatan gazetesi(Kıbrıs) 6 Kasım 2016, sayfa 4-5
[4] Unutulan Ada Kıbrıs, İlker Başbuğ, Kırmızı Kedi Yayınevi, 1. Baskı (sayfa 39-51)
[5] a.g.e. (sayfa 159-174)
[6] Volkan gazetesi(Kıbrıs) 4 Kasım 2016, sayfa 3
[7] Halkın Sesi(Kıbrıs) 6 Kasım 2016, sayfa 10
[8] Halkın Sesi(Kıbrıs) 6 Kasım 2016, sayfa 10
[9] Volkan gazetesi(Kıbrıs) 4 Kasım 2016, sayfa 5
[10] Volkan gazetesi(Kıbrıs) 4 Kasım 2016, sayfa 5
(Bu yazı 9 Kasım 2016 tarihinde Üçüncü Yol'da yayımlanmıştır.)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder