6 Temmuz 2016 Çarşamba

Emin? Değilim - Misilleme Kurşunkalem



"Canım benim.
Sarı kara bir sansar olmak mı iyi 

Bir tilki mi? 
Ya da o lacivert rüzgarlarına basmak 
Gönül yelkenini 
O bizim denizlerin 
Yağmuruyla karıyla ve güneşiyle 
Sevmek mi doğuşu 
Ve nice güzelmiş demek mi? 
Yorulup yaşamakla sarmaş dolaş 
Zorlu havalar sonrası 
Kuytu koy dingilliğinde 
Beraber türküler söylemek mi? 
Yalnız yakını ve kolayı sevmek mi murat 
Bu ne yangın yeri geride kalan demek mi 
Canım benim 
Seni böyle özlemek mi 
Özlememek mi? "

***


İnsanın kendisini ifade etmesi edebiyata dahil midir?

Bir dakika ya...
bu şimdi,
"edebiyat duygusuz olur mu, gerçek duygulardan beslenmeyen edebiyat edebiyat mıdır" gibi bir tartışmayı da beraberinde getirir ama ben gerçekten buna hazır ve istekli değilim.

Hayatımda çoğu zaman seyirci bile olamıyorum. Bari yazılarımın yerini yönünü ben tayin edebileyim!

Tamam, itiraf etmeliyim ki bu sayede kalemimin çok ekmeğini yedim. (Belki de sadece ekmek.)
Ama şu an istediğim gerçekten de bu değil.

İşte bundan eminim! (Yoksa burada "buna" mı demeliydim Ali?)

Ve bunun, hayatın ve hayatın getirdiklerinin tamamına yakınına duyduğum isteksizlikle bir alakası yok. O kadar çok kuru ki bir şeyler, yaşa yanlışlıkla da olsa yanacak yer yok.

Kendini hissetmemek mi daha kötüdür yoksa kötü hissetmek mi?

Siz hiç nasılsın sorusundan kaçtınız mı?
Kaçmışsınızdır elbet.

Peki siz,
hiç,
nasılsın sorusuna yabancı kaldınız mı? Soru soran dışında tek kişiyken odada, maruz kaldığınızda soruya, odada başka kişiyi aradınız mı? Ya da hiç "o sorunun yanıtı nasıl bir şeydi ya" diye kendinize sordunuz mu?

Bunu merak ettiğimden de emin değilim.

Hayat, istediğim şeyleri ya hiç ya da istediğim zamanda vermemekle sınadı beni.
Gerçi hayat için sınanacak kadar önemli miyim, ondan da emin değilim.

Birilerinin karaladığı kadar kötü, birilerinin çok değer verdiği kadar da iyi biri olduğumu düşünmüyorum.

Peki bu sıkışmışlık bana kimden yadigar?Ve ne zaman sıkılıp da benden kaçar?

Eğer, 10 yaşındayken gittiğim köyde bana aşık olduğunu 16 yıl sonra öğrendiğim kızın ahıysa tüm bu olanların bedeli, bari yaş haddinden bir indirim olsaydı...

Şarkıda "İki seçenek arasında kalmak zor ben hangi taraftayım" diyor. Oysa ben seçeneklerin birisinde kendimden bir parça bir şeyler bulsam zil takıp oynayacağım.

Hak etmediğin acıyla haşır neşir olduğunda isyanına dil olan "neden" ile suratına yapışan tebessümde suçluluk duygusuyla içinden içine dökülen "hak ediyor muyum ben" arasındaki ince çizgiyse sırat, kelimelerin de duyguların, hislerin gibi azalıyor ve kısırlaşıyor, hatta tektipleşiyorsa kendi içinde,
bunun da suçlusu ulus-devlet değildir herhalde değil mi?

Bir anneden değil de bir şişeden gelseydin dünyaya,
gazsız içecek olsaydın,
böylece sallantılı bir şekilde gelecek olsan da saçılmasaydın sağa sola,
daha önemlisi,
çıktığın yere girebilip, açıldığın gibi kapatılabilseydin,
eminim benim şişemin kapağında "tekrar deneyin" yazardı.
Ve benim o anki durumumla ilgili insanların yapacakları kapağı kapatıp yeniden açmaktan ibaret olurdu.
Ki böyle olması da zararıma olurdu diyemem.

Peki o ilk düğme?
O ne zaman yanlış iliklendi
de kimse fark etmedi.
Eden varsa da ya önemsemedi, ya da bu durum işine geldi.

Peki o zaman bir soru:
Yanlış ilikli hayat kıyafetine uyum sağlama kaygısıyla bir şeyler yanlış gitmiş olabilir mi?

Bu konuda bildiğim tek şey,
eğer yanlışsan,
doğru olan hiçbir şeyle denk gelmen ya da denk geldiğinde bunu hayatında uzun süreli tutabilmen imkan dahilinde değil
dir.

Ve de "doğru",
çok geride kalır bazıları için.
Ki bazıları,
kişinin bazı suçları tek başına üstlenmekten korktuğu anda cümleye dahil olabilir.

***

Bazen bazı şarkılar, şiirler, sözler, senle alakasız olsa da sana yakın gelir. (Burada bazı ile ilgili yukarıdaki durum söz konusu değil.)

Bu kaygıdaşlıktandır.

O yazılanların kişide yarattığı etki ile senin olaydan bağımsız yaşıyor olduğun olayın sende yarattığı etki, hissiyat kardeştir, hatta kardeşten de yakındır.

Bazen de belli ortak noktalar barındırır, tümevarımı yukarıda anlattığım şekilde tamamlanır.

Kalbim bir mezarlık ve içinde cesetlerim inliyor dediğimde 2005'ti.

Belki şu şiiri kendime yakın görmemdeki etkenlerdendir:

"Babamın öldüğü gün birine aşık olmuştum. Bazen öyle olur; her şey üst üste gelir. Polis olmasaydım, katil olurdum. Çünkü sahici bir sarsıntı sahte bir dengeden iyidir. Binlerce ceset, binlerce katil ve bir evlilik gördüm. Seni, intihar etttiğin gün tanıdım kızım. Seninle o gün barıştım. Şimdi sadece geceleri yapayalnız ve yalınayak anlayabildiğim şeyler var. Şimdi benim de yalanlara inanmaya ihtiyacım var, bütün çaresiz insanlar gibi, dağılan bir okul gibi. Acılarımız da birbirine benziyor artık kızım. Birbirine benzeyen parmaklar gibi; ama her birinin eşsiz bir izi var. Bazen gözlerim doluyor karanlıkta ama fısır fısır konuşmaya başlıyorsun kulağımın dibinde hiç susmuyorsun. Ağlamama asla müsade etmiyorsun. Her şey affedildi babacık diyorsun. Hiç ayrılmayacağız diyorsun. Keşke hep yanımda olsaydın diyorum öyle konuştuğunu duyunca. Bu kış çok kar yağar belki beraber kayboluruz diyorsun sen bana. Ama kar taneleri birbirine benzemez ki kızım. Cesetler de benzemez. Ama bir cinayet başka bir cinayeti hatırlatır her zaman. Koşan atlar, düşen atları hatırlatır. Yağmur yağar, durur, tekrar başlar, yanlış yolda yürümek doğru yolda beklemekten iyidir. Beşikten mezara kadar. Karanlıkta herkesle çarpışabilir insan. Yalan mı söylüyorum sana? Affet beni kızım, affet. Bir sürü doğru söyledik ama hiç burnumuz kısalmadı ki kızım."

Yutkunduğun anda şarkının 5. dakikasının 12-13. saniyesinde başlayan müzik. (*)

Söyleye(bile)ceklerim bu kadar.

Misilleme Kurşunkalem
7 Temmuz 2016 0122
Pozcu / Mersin

(*) https://www.youtube.com/watch?v=qamqVj5UBSg

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder