20 Temmuz 2016 Çarşamba

Belki de - Misilleme Kurşunkalem


Tanımadan çok sevdik belki de o şairi. O yüzden onun sözlerini şiirden fazlaca dikkate aldık, ciddiye aldık, yetmedi, uygulamaya çalıştık, çalışıyoruz da hala binbir zorluk arasında:

"Yaşamak görevdir yangın yerinde. Yaşamak, insan kalarak."

(Buradan şiiri ciddiye almadığım sonucu çıkmasın.) (Bunu bile açıklamak zorunda kaldığım akvaryumun içine piranaları koyanın da Allah bin türlü belasını versin!)

***

Belki de.


Hayatımda siyasetten bu kadar sıkıldığım başka bir an oldu mu, hatırlamıyorum. Belki de ilk defa "sıkışmışlık" hissini bu kadar yoğun yaşadığımdandır.
(Ki bu tarz sıkışmışlıklar, içinde bolca sıkılmışlıklar barındırır.)

Önceden keyfiyetle açtığım spor kanallarını şimdi kaçmak için kaçarcasına açıyorum.

Bir şeyler yazmam lazım, arkada ona uygun bir ses bulmam lazım, arıyorum. Açtığım kanal karşılamıyor içimdeki beklentiyi, kanal sayısı da kısıtlı bazılarının da içinde "demokrasi" sızdığından, o hal'de GS Tv'ye bakıyorum, Drogba'nın golleri yayınlanıyor.

Tam da Akhisar'a attığı ilk gole denk geliyorum.

Çağatay'la izlemiştik o maçı, o golde uzun süredir sevinmediğimiz kadar sevinmiştik. Kötü bir döneme ilaç gibi gelmişti diye cümleyi kurmaya başlıyorum ki kurma kolu boşlukta dönmeye başlıyor.

Ya acılarımızı gözümüzde büyütüyoruz ya da her şey kötüye gidiyor. İnkar ikna etmeye dahi mecalim yok; 

Belli, çok fazla şey kayıp gidiyor ellerimizin arasından, avucumuzdan.

Ödün vermenin sonu yok. Kimse senden ç-aldığıyla doymuyor.

Hepimiz, yaşlandığımız gerçeğiyle gençlik fotolarımıza bakarak yüzleşenler gibiyiz.

Ve bu ülkede gerçeklerle yüzleşmemizi sağlayan fotoğraflarımız arasında pek bir süre de yok.

İşte bu tehlikeli
den de öte
de bir yerde
bizi beklemek yerine
bizzat gelmiş başımıza.
Ve gelirken donatmış dört bir yanı düşmanlarla.

Mutluluk ve huzur, eski fotoğraflarda kalan tebessüm gibi.
Bakıyor bize
lakin uzaklardan.
Çok süre geçmemiş
ama
çok uzaklardan
gibi.
Belki de bunun sebebi irtifa kaybıdır,
ki düştüğümüz bu uçurum,
çarptığımızda dibe vurduk sandığımız her yerin aslında düşerken takıldığımız dal olduğunu bize anımsatır.

***

Misilleme ile Çağdaş, aynı ruhun farklı karakterleriydi. Çağdaş Başak, Misilleme Yay burcu. Birçok konuda birbirleri ile benzer yanları var olan .Birçok konuda girseler vurmak isteseler de top tüfekle. 

Şimdi o ruh, keskin çizgilerle ayırmak istiyor bu ikisini.Hatta imkan olsa keskin bir balta ile tam ortadan, ikiye.

Birisi, "Birilerinin almaktan feragat ettiği nefesi alarak yaşıyorsak bu bedeli ödeyenlerin bize armağan ettiği vatan için mücadele vermek zorunluluktan ziyade sorumluluktur tarihsel" diyor, diğeri de bu tavra saygı duyuyor. Saygı duymanın ötesinde destekliyor da.

Ki başka türlü sızmazdı yazılarına kurşunkalemin siyaset.

Belki de bunun sebebi siyaset hayata müdahale ettiğinde hayatın ta kendisidir siyaset gerçeğindendir.

Duygulanıp da ağlayamayan insan tıkanmışlığında hissediyor diğeri, uzaklaşmak istiyor olan bitenden, böyle bir dünya ve şansı olmasa da.

Anlaşılıyor ki Bertolt Brecht'in şiir görünümlü sözleşmesi ikisinden birisi değil ruh adına imzalanmış:

"Sırf artan düzensizlik yüzünden 
bizim sınıf kavgası kentlerimizde 
çoğumuz şu yıllarda karar verdik 
daha fazla söz etmemeye 
deniz kıyısındaki kentlerden, çatılardaki kardan, 
kadınlardan, 
mahzendeki olgun elmaların kokusundan, 
etin duygularından 
bir insanı insan yapan ve onu şişmanlatan tüm şeylerden. 

Ama gelecekte yalnız düzensizlikten söz etmeye 
ve böylece tek yanlı, kısır olmaya karar verdik, 
ve politika işine adamakıllı dalmaya, 
ve diyalektik ekonominin kuru ve 'aşağılık' sözcüklerini 
kullanmaya. 
Kar tipilerinin (bu tipiler, biliyoruz, sadece soğuk değil) 
sömürünün, çekici kadın etinin, sınıflı adaletin 
böylesine korkunç, böylesine sıkışık, bir arada yaşamaları 
bu kadar çok yönlü bir dünyanın içimizde onaylanmasını 
doğurmasın diye 
ve zevk alınmasın diye çelişkilerinden 
böylesine kanlı bir yaşamın. 
Anlıyorsunuz."


Okudum ve kabul ediyorumla başlamışsan hayata bir kere,
ve bu başlangıç,
ağırlığını her geçen gün de daha da hissettirmişse,

Bu sıkışmışlık,
yıpranmışlık,
tükenmişlik,
tıkanmışlık,

size alakasız gelecek olsa da
belki de
sırf gönül rahatlığıyla ve kullanış amacının tam olarak idrak edilemeden denilemediği içindir
"Ne mutlu Türküm diyene".

Malum Türk,
yine sadece Türklüğüne kaldı
herkes pay kapmaya kalkışıp saldırırken birbirine,
modası geçmiş bir kıyafet gibi ellerini bile kullanmadan
ayaklarıyla
kurtulmak istercesine.

Azim ve kararı,
milletin
algılara meze,
şıkları işaretlerken kaydırmalara gebe
ya da millet,
kararına azim lazımdı,
henüz o gücü kendinde bulacak kadar
kısıtlanmadı,
bedel ödemedi

Belki de.

Bizzat güzel Türkçe'nle yazılmış şiirlerin, duygularının en güzel ifadesi, işgal altında terörizmin,
çıkamaz olmuş o da o yüzden kaleminden,
mayınlar döşeli şarkılara, türkülere, şiirlere,
ki daha kötüsü,
bastığın değil
dinlediğin yerde başkası basıyor mayına
seni korumak için olanlardan
senin yankıladığından aldıkları motivasyonla
senin dilinde
senin duygularını anlatan
şiirle
şarkıyla
türküyle.

Bakın bu bir yıkımdır, dramın ötesinde.


Misilleme Kurşunkalem
21 Temmuz 2016 0223
Pozcu / Mersin

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder