15 Nisan 2016 Cuma

BAŞLIKSIZ (11) (2016) - Misilleme Kurşunkalem



Sol kulağımdan zihnime saplandı yine en gereksiz zamanda yaşam enerjisi.

Her tilkinin kuyruğu fitil; gökten kapağı açık ve düğmesi bir tur atmış Zippolar yağıyor.

İlk Zippo tanesi henüz yere düşmemiş, tilkilerin kuyrukları birbirlerine tesadüf etmemiş.

Saçlarını tamamen maviye boyamış Elazığlı bir kızın Polonya Dili ve Lehçesi okuma ihtimalinin sıfır olmadığını yaşayarak öğrendiğim yerden çok fazla ileriye gitmemiştim ki Rus bir hatunun eski sevgilisinin Çayeli doğumlu olup aynı hatunun sosyal medyada Selami Şahin paylaştığına şahit oldum, inanamadım, kafam güzel oldu, pilot oldum gökyüzünde de kendi çıkarlarımı yok sayarak kendi kanadımdan kendi mermimle vuruldum.

Lakin laik olduğumdan bazı kesimlerce şehit bile sayılmıyor(d)um. (Merdo Oktay’ı da buradan Haşmet ile anıyorum, kasvetle doluyorum, IŞIKLAR İÇİNDE UYUSUN.Uyuyamazsa ışıkları söndürüp yatsın.)

Sosyal mesaj verilmeden yazı nasıl tamamlanır sorusunu sorduğum anda aynadaki sonsuz tekrarda parçalara ayrılıyorum.

Kişilerin kendinden önceki süreçleri çok iyi bilmesini kendi pisliklerini örtmek için nasıl adice kullandığını görüyorum, bakışlarımın yarattığı deliklerden kaynaklı değil bakanın içindeki boşluk, biliyorum.

Burnu iyi koku alan köpekler gibi Türkiye’de bireysel odaklı(çıkarlı) siyaset.

Herkesin her durum için hazırladığı kıyafetleri var. Ve o kıyafetlerin devamı olan içi itinayla boşaltılmış cümleler.

Oysa ben, sevdiğim parçayı dinlerken kendimden geçmeyi tercih ederdim.

Fakat, her gün şehit haberleri gelirken, bir şehit kızının babası ile ilgili yazdığı “Yüzünü görmek istedim, sadece yanağını gösterdiler” cümlesinin enkazı altından sanmıyorum ki sağ çıkabileyim.

Ve o kız için kurduğum empatinin boğazımda yarattığı yumrukla saldırmak istiyorum terörü hiçbir menfaat ve çıkarı olmadan savunmaya kalkan sözde cenahdaşlarıma.

O kişilerle ilgili isteklerim “kırmızı ve kaygan”.

Ve böyle durumlarda “damarlarımda dolaşan kan değil öfke farz et.”

İşte bu yazının ortasında tam ortama saplandığı gibi saplanmalı şehit haberleri hayatımıza.

İnsanoğlunun en aşağılık özelliği olan alışmaya bir çare bulmalı insanın ta kendisi. En azından bu konuya göstermeli tek sıkımlık hassasiyeti’ni.

Teröre inat yaşamalıyızdan beslenen keyfiyet bağımlısı insanlar diyorum,
neden benim ihtiyacım olan oksijene ortak oluyor?

Ve o oksijeni anasının ak sütü kadar hak eden kahramanlar,

Çıkın lütfen,
siz o çakılı tahtaların içindesiniz,
benim nefesim daralıyor.

İşte böyle bir halet-i ruhiye içinden bildirirken içimden geçenleri,
kalıplara sıkıştırmayı sevmiyorum derken o adam,
-inkarın 8. katında oturuyor, o "kalıp"tan beslenerek yükseldiği gerçeği-
ve o inkarın 8. katında,
odasında,
otururken koltukta,
-ki koltuk kat sayısı yükseldikçe değerlenir, o yüzden gazileri ziyaret etmek için o kattan en az 5 kat aşağıya inmen gerekir-
ruhuna iliştirdiği apoletler bir bir düşerken gözümden kendisiyle birlikte,
arkasında duran beşten fazla yediden az olan oklar saplansın ruhuna istiyorum.
Saplanmasa bile dürtsün, rahatsız etsin, bir mesaj versin istiyorum.
Çünkü öyle vatanseverler tanıyorum ki ben,
kendi keyiflerinin müptelası,
ölmedikçe anlamayacaklar,
mücadele diye algılatmaya çalıştıkları sözde savaş alanındaki konforları.

-kendi istekleriyle bozulacak gibi değil.

...

Herkes kendini düşündükçe,
kendini düşünmeyenlerin zamanından çalınıyor.
Yetmiyor:
Hayatından çalınıyor.
Ve çalınırken insan hayatı,
yaratan,
yarattığı insanın hayatına kalırken seyirci,
anlıyorum,
kabulleniyorum mantığını,
çünkü o da bu tarz bir biçimde çalışmıyor.

...

Ya hiç kimse ne olursa olsun yanmasın diyorum,
ya da hepimize eşit dağılmayacaksa en somut anlamıyla düşmesin istiyorum,
ateş.
Çünkü yanıyorum,
demeye utanacak pozisyonda yazıyorum bunları.

Kedinin yaradan anladığı ile neoliberal dönem insanının dertten anladığı aynı.

Oysa ben,
sadece sevdiğim şarkı ile kendimden geçmek istemiştim.
Oysa o kahramanlar,
vatan için kırpmadan gözlerini atıldılar kutsal kavgaya,
ve o adam,
kendi yerini korumak için sabahladığı gecelerin sebebine “vatan” dedi,
çıkardı üstünü,
giydi pijamasını,
yatağına serildi.

çarşafın kefen olsun
dersem yakışmaz belki,
(bence de ne olursa olsun hoş durmadı)
ki bence haksızlık olur,

Şirin’ler varken öncelikli hedef olmam adil dese, ne cevap verebiliriz ki?

Birisi, teröristi terörist diyemeyen vatanseverler gençlerimizden,
babasının sadece yanağını görebilen o kız çocuğuna,
sadece bizde denk geldiği nefret dilinden bahsedebilir mi?

Teşekkürler.


Misilleme Kurşunkalem
16 Nisan 2016 0113
Ankara.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder