14 Mart 2016 Pazartesi

"Siz bu şehirdeki anıları kana buluyorsunuz" - Misilleme Kurşunkalem




Enteresan bir özelliğim vardır. Kriz anında uyuşur duygularım, kalırım öyle.

Saçma sapan bir soğukkanlılıkla değerlendiririm durumu.

Dışarıdan olumlu gözüküp faydalı olsa da içeriden pek de öyle olmuyor gibi.

Ankara'ya yerleştiğimden beri üçüncü bomba patladı beş ayda.

Yaşadığım yeri düşünürsem de her bomba sanki daha da yaklaşıyor bana, bize.

Seyrediyorum.

Sadece seyredebiliyorum.

O saçma sapan soğukkanlılığa sığınıp anlamaya, analiz kasmaya çalışıyorum. Ki ne kadar değeri var, ondan da emin değilim.

Mal mal acıyı seyrediyorum.

Şairin dediği gibi,

çıldırmamız gerektiği yerde yadırgamamamızı seyrediyorum.

İnsanın içinin bir yanında olan "Bir gün iyi şeyler olacak." ile aklının bağının giderek kopmasına tanık oluyorum.

Ankara patlıyor.
Ankara kanıyor.
Ankara ölüyor.

Siyasi analizleri başka yazılarda ya da başkaları yapar. Ben şimdi bunu yapmak istemiyorum.

Patlamaların insanları öldürmesi kadar olmasa da insanlarla geçmişleri arasındaki köprüleri havaya uçurmasına da kahroluyorum.

Empati kurmak bazen ağır, çok ağır.

O patlamada ölmek mi daha iyidir, yoksa o travmayı taşıyarak ömür yaşamak hele de yakınlarını kaybettiysen?

Bu tarz sorulara yanıt ararken radikal ve sadece akılcılıktan beslenen düşüncelere sahip olduğumdan yanıtlamak istemiyorum. (Burada sadece akılcılığın olumlu manada kullanılmadığı umarım anlaşılıyordur.)

İnsanlar patlamada basınçtan mı ölüyordur acaba, parçalanmadılar ve bir yerlere fırlamadılarsa?

...

Birileri nefret suçlusu ilan etse de beni, hayatım boyunca neredeyse hiç kavga etmemişimdir fiziki olarak. Gerçek silahı neredeyse hiç elime almamışımdır. (Bu konuda tercihimin saçma tüfek ile balon vurmak olduğunu yakın çevrem bilir, ötesi bana saçma gelir.) Çünkü bir insanın başka bir insanı öldürme hakkını kendisinde görmesini hep garipsemişimdir. (Buradan kimse terörle mücadeleyi sekteye uğratacak bir mesaj çıkarmaya çalışmasın. Mevzu başka.) Örneğin birisine kızıp da kavga edeceğimizi hayal ettiğimde istemsiz şunu düşünürken bulurum kendimi,"Orasına vurmayayım, orası çok acır, burnuna da vurmayayım çabuk kırılır. Hem orası da çok acır."

Belki de bu yaklaşımım(yaklaşımımızın) sebebi bugün konuştuğum birisinin sözlerinde gizli:

"Bence temel sorun insan olmamızın gerektirdikleriyle yetiştirilmemiz. Açacak olursak, biz sevgiyle, aşkla, merhametle, mantıkla vb şeylerle büyütüldük. Ne kadar kızsak da öfkelensek de kötü olamayız. Sorun bu bence."

Çünkü şiddetin meşru ve yaptırım dili olmasını kabullenen bir ortamda büyümedik.

Büyümek de istemezdik zaten.

En azından ben,

istemezdim, istemem.

***

Normal pek bakamam ama patlama fotoğraflarına bakıyorum. Cesetlerden birisinin yüzündeki şaşkınlık ifadesi kalmış öyle.

Terörizmin insanı ne kadar habersiz ve savunmasız yakaladığının göstergesidir belki de.

Bilemiyorum.

Hiçbir şey de bilmek istemiyorum aslında.

Dedim ya insanların geçmişiyle arasındaki köprülerin patlatılması da çok ağır mesele diye.

Ümit Süha Ünal'ın iletisi çarpıyor beni:

"Lise hayatım boyunca tam o durakta otobüs bekledim, o durak eskiden çok sevdiğim lisemi, o duraktaki dostlarla gülüşlerimizi, derse geç kalmama telaşını, yine mi okul söylenmelerini hatırlatırdı. Her yanından geçerken gülümserdim durağın. Ya da havanın güzel olduğu günlerde Kuğuluya, Seğmenlere çıkmak için orada bekleriz, Ankara'nın simgelerinden biri Atakule'ye o durak götürür sizi. Hemen yanındaki çiçekçilerden anneye, sevgiliye alınan bir demet frezyayı hatırlatır orası. O bombanın tam altında patladığı üst geçit, sokak sanatçılarının tınılarını, seslerini hatırlatırdı.
Siz bu şehirdeki anıları kana buluyorsunuz. Siz şerefsizler bu halkın, bu şehrin çocukluğunu kana buluyorsunuz.
Anılarımızı çalanlar, buna engel olamayanlar; ant olsun ki bizim çocuklarımızın anılarını da çalmanıza izin vermeyeceğiz, ant olsun."


Şehirdeki anıların kana bulanması.
Şehrin çocukluğunun kana bulanması.

İki gündüz bu sözler dolanıyor zihnimde. Ağır bir top oluyor hiç durmadan çarpıp duruyor kafatasımın duvarlarına.
Savruluyor ruhum.

Bir şehir, çocukluğundan vuruluyor.


Ki çocukluğu ölen bir insan, ne kadar renk verebilir ki kendisine, çevresine?

Sonra ekip arkadaşım Zeynep Nur Gözütok'un iletisini görüyorum, darbe aynı yerden alınmış belli:

"Düşünüyorsunuz:
'Acaba o durağın arkasındaki çiçekçiler nasıl?' ya da 'hemen durağın oradaki büfeci abiye bir şey olmuş mudur?'
'Peki çiçekçilerin karşısında, her hafta ayaküstü sohbet ettiğim, bana midyeyi sevdiren midyeci?'
Kolay değil, yıllardır alışmışsınız onları orada görmeye.
Çocukluğunuz, gençliğiniz orada geçmiş; binlerce anı birikmiş o yollarda.
Ne kadar acı, 24 saat önce orada otobüs beklediniz, aynı saatlerde, herkes oradaydı sizin gibi.
Ertesi gün birilerinin kirli siyaseti ile diğerlerinin intikamı; masum insanların canına sebep oldu ve siz kendinizi şanslı sandınız 1 gün arayla.
Şans falan değil bu. 
Katil siyasetinin piyangosu; bugün ona, yarın sana, 2 gün sonra bana vuracak olan Rus ruleti hatta.
Daha ne kadar beklemeli, ne kadar ölmeli bu kanlı oyunu durdurmak için pekala?"


Artık algıda seçicilikten midir bilinmez, Birgül Ayman Güler hocanın bir fotoğrafı düşüyor anasayfaya.

Altında kısa bir yorum, belli ki herkes aynı yerinden, herkes yine aynı derinlikten yaralı:

"Kızılay meydanı... Kaç kuşaktır buluşma yerimiz... Daha kaç kuşak için de öyle olacak.."

...

Kafamdaki curcunanın içinden kendini kurtarabiliyor bir türkü..

Ruhi Su'dan...

"Ankara'nın taşına bak / Gözlerimin yaşına bak / Uyan uyan Gazi Kemal / Şu feleğin işine bak".

"Uyan da bak Gazi Kemal / Başımıza gelen işe".
"Sen gösterdin Paşam bize / Böyle günde doğru yolu".

Yine doğru, onun yoluna, onun yolunun sonunda çıkıyor da güçten düşüyor insan, acaba yapabilir miyiz diye..

Sonra, bunca yıl gözümden kaçan sözleri Aka Gündüz'e ait olan Ankara Marşı'nın ikinci dörtlüğünü Cansu (Eraydın) sayesinde öğreniyorum ve parçalar daha fazla oturuyor yerine:

Burcuna göz diken dik başlar insin,
Türk gücü orada her zoru yensin,
Yoktan var edilmiş ilk şehir sensin,
Var olsun toprağın, taşın Ankara.

Yazının finalini başka türlü yapamıyorum.

Misilleme Kurşunkalem
14 Mart 2016 2028
Ankara

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder