2 Mart 2016 Çarşamba

İsteyene asarım beyler? Bütün ülkeye asıyorum - Misilleme Kurşunkalem



3 Mart 1924.

Bundan tam 92 sene önce.

Fakat durun!

Önce birazcık daha gidelim o tarihten geriye.

-Maksat karşımızdakinin kafa yapısı daha net anlaşılsın, nasıl yaklaşım gösterilmeli sorusunun yanıtı ile birlikte-

(Hem hilafet ile saltanat malum, marketlerde satılan deterjan-yumuşatıcı misali birbiri ile bağlantılı, koyniş koyniş, birbirine yapıştırılmış halde)

1 Kasım 1922.

Komisyon saltanatın kaldırılma konusunu tartışıyor. Tartışıyor ama boşa tartışıyor. Çünkü olan olmuş, giden gitmiş. Fakat tarihsel bir gerçeklik yüzümüze tokat gibi vuruyor:

"Hürriyet düşmanlarına hürriyet verilmez."

Herhangi bir konunun demokratik bir çerçevede konuşulmasını önce kaale alınmak, sonra haklı sanılmak, sonra da karar veren olmak sanan tipitipler ıh mıh deyince Baba giriyor devreye:

"
Hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye müzakereyle, münakaşa ile verilemez. Hakimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları zorla Türk milletinin hakimiyet ve saltanatına vaziülyed (musallat da diye biliriz. Tabut çivisi gibi yapışmış da m.k.) olmuşlardı. Bu tasallutlarını altı asırdan beri idame eylemişlerdir. Şimdi de, Türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatını isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Bu bir emrivakidir. Mevzubahis olan, millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu behemehal olacaktır. Burada içtima edenler meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır."

Yani anlayacağınız, hilafet ve saltanat bu topraklarda yanlış bir işlem yürüttü. Anadolu uyarı verdi, "Osmanoğulları yanlış bir işlem yürüttü, kapatılmalı(mı)" Baba da dedi ki "aynen".

Sanki Osmanlı Fatih dönemindeki bir evreyi yaşıyormuş da Mustafa Kemal sırf keyfinden imparatorluğu yıkmış sananlar bu sözlerden de ortada yıkılmamış bir Osmanlı varmış da Kemalistler yıkmış algısı çıkarmaya kalkabilir. Fakat sorun değil. Çünkü sadece doğruyu arayıp da anlamak isteyenler bu yazının muhattabı, duygularına sahte belgelerle gerçeklik bahşederek (ancak) bu sayede (uluorta) onlara tapınabilenler değil.

Aslında çok daha açık seçik yazmak gerekiyor bir şeyleri de buna henüz bizim cenah bile hazır değil. Fakat bu hazırlıksız durumdan ötürü de bildiklerimizi yutacak değiliz.

Peki o zaman nasıl anlatacağız da olmamız gereken yere varacağız?

"Kıyı kıyı yüze yüze Asım, göre göre yaza yaza Asım".

***

Kazanılanların ne büyük ve ne kadar hayati kazanımlar olduğunun kaybedildikçe anlaşıldığı süreçteyiz. Tarihin, bu topraklarda "huzur" içinde ve özgürce yaşamak isteyen herkese, "Adam yapmış ama gerçekten de bir bildiği varmış" dedirteceği süreçteyiz. Ne kadar erken ayıkılırsa mevzu, o kadar kolay olur bu gidişin dönüşü.

Fakat ben,
bugün,
anlamlı anlamsız
alakalı alakasız
yerli yersiz
her sözün sonunu "AKSİ HALDE HAKİKAT YENİDEN İFADE OLUNACAKTIR. FAKAT İHTİMAL BAZI KELLELER GİDECEKTİR" ile bağlamak, bitirmek istiyorum.

Çiçek çocuklar bunu da farklı yerlere çekeceklerdir. Çünkü bu topraklarda IŞİD, PKK  varken vahşeti hala Kemalistlerden bekleyenler vardır. (Aralarında bazılarının IŞİDe ayar olması da IŞİD'in PKK pasta paylaşımı derdine düşmesinden ya neyse.)

Peki bu durum umrumuzda mı? (Umuuur! Umuru vurdular.)

Tabii ki değil.

(Peki kim umrumda? Bu yazıyı yazarken masama bonibon bırakan kişi. Kim olduğundan da emin değilim üstelik. Peki neden tam bu anda bunu yazdım da konuyu Musa'nın asası gibi yardım? Çok basit, çünkü boş sandığım bonibon kutusunun dolu olduğunun farkına tam olarak şu an vardım.)

Çoook uzatmaya gerek yok. Şartlar keser ve sapın dönmesini zorunlu kılıyor, daha da kılacak.

O zaman geldiğinde de bizim kimseyi asıp kesmemize gerek kalmayacak.
(Belki Kaan abi ile Türkan ablanın hatrı olsun diye 1-2 kişi.) (Yok be olummm, "Ceku, balım! Üşüyorsan bütün ormanı yakayım" kıvamında bir jest yapmak tabi amacım.)(Yani Latife diyorum Latife! Sadece bir kadın ismi değil.)

Çünkü asmak bir yana bu kişiler, kendilerine -elimizi karın boşluklarına hızlıca hareket ettirmek suretiyle- öpücük sesi çıkaracak bile olsak korkudan, -ihanetlerini de bildiklerinden- ölecek kadar kahpe, tırsak ve alçaklar. (Alçaklaaaar!)(Cüneyt abi efekti.)

Anakronik travmalar yaşayanlar, insanların "“Hürriyet gericilerin elinde oyuncak değildir. Özgürlükler, gericilerin eline bırakılamaz, gericilerin oyuncağı yapılamaz.” noktasına nasıl geldiğini anlayamazlar. Anlamasını da beklememek lazım.

Fakat bu ülkede şüphesiz ki bir şeyler değişecek.

Çünkü biz daha "bitti" demedik. O yüzden de bitmedi, bitmeyecek.
Mustafa Kemal'in bu topraklarda hiçbir zaman yenilmeyeceği gibi.
-yine-
Çünkü bir şeylerin "savunulası" olduğuna o şeylerin sadece  "tek nefret noktaları" tarafından mağdur edilmesiyle ikna olabilecek kişilerden farklı kişiler de var bu ülkede.

Şimdi biz onları topluyor, bir araya getiriyoruz.

Ayrıca getirmek de zorundayız. 

AKSİ HALDE HAKİKAT YENİDEN İFADE OLUNACAKTIR.
FAKAT İHTİMAL BAZI KELLELER
(elle çıkarılan rüzgar sesi)
GİDECEKTİR!

Misilleme Kurşunkalem
3 Mart 1924+92
Ankara
-İçinde hançer de saplı olsa-
Cumhuriyetin kalbi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder