12 Mart 2016 Cumartesi

Başlıksız (7)(2016) - Misilleme Kurşunkalem


“E şimdi üç saattir oturmuşuz dinlemişiz falan
Beş asırdır oturmuşuz dinlemişiz falan
Ben ne kadar manyağım yo! en çok ben çılgınım!
Sana buraya yazıyorum bak o kadar çılgın değilsin"

***

Ya tamam, herkesin ne yapıp ne yapmadığıyla ilgili çeteleleri tutma derdindesiniz anlıyorum da bari BİRAZ(çok da değil) adil davransanız?

Hı?

Hızla, kendi cümleleriyle kendilerini gömen insanların mezarlığına dönüşüyor sosyal medya.

Aslında pek de şaşırmamalı, yadırgamamalı.

Yeryüzünün uyum yeteneği en yüksek, doğal olarak da en yavşak canlısıyız sonuçta.

Dinazor gibi eğilmeden kırılabildik mi? Hayır.

Onlar gibi çarpıp kapıyı çıkabildik mi? Hayır.

Peki nedir o zaman bu kendimizi nimetten sayma hastalığımız?

Pişt.

Abla.

Bir şey diyeyim mi?

Sen bir hiçsin.

Onun yanındaki bey amca, evet sen.

Ve sen, sosyal medyada aksesuar şov yapan yakışıklı.

Sen de bir hiçsin.

Ve bu kişilerden bağımsız başka bir tespit:

Ben de bir hiçim.


Bunca hiçliğe rağmen bu ne biçim bir hiçliğe biçim verme kaygısıdır ki egolarınız paçalarınızdan damacanalarla akıyor ama niçin?

Ki ben ki ile başlamaması gereken bir cümlenin başına ki eklemiş, salataya ekmek banmak yerine kafama dikerek suyunu içmişim.

Albukafayısepeteeklebinbirtürlümavrasöylealbukafayısepeteeklebinbirtürlümavrasöylealbukafayısepeteeklebinbirtürlümavrasöyle

(Aynı cümlenin 3 kez tekrarından oluşan cümlede kopyala yapıştır kolaylığına kaçılmamıştır.)

(Ayrıca bunları yazarken hapşurmuş, evde bulunan kişilerden ayık olan 3 kişiden de çok yaşa tepkisi alamamış, onların bu sessizliklerini yazıyor olma durumuma olan saygıya vermişimdir.)(Ve ben genelde verdiklerimi pek geri alamam.)(Geri aldıklarım da verdiğim gibi kalmaz genelde.)(Neyse.)

İnsanların çok ciddiye aldığı konuları ciddiye alamama durumumdan bahsetmiş miydim acaba?

Peki kaç promile sığınak oldunuz çaktırmadan dondurulmuşluktan ısıtılmışa terfi eden mısır ve makarna?

O da mı hiç?

Allah Allah!

Çok sıkıcısınız. En az benim kadar. Fakat aynada kendime pek bakmazken sizleri gereğinden fazla gördüğümden kaçmaya çalışıyorum, değer yargısızlığınızın ve pişkinliğinizin yarattığı imkanlar sayesinde içinizden geçip giderken koşa koşa.
Boşluğa kafa atıyor, mantarı bitmiş mantar tabancasıyla Rus ruleti oynuyorum, rulet Rus olduğundan kombiye kafamı dayayarak.( Durumun en güzel yanı, bu yaptıklarımın sadece basit bir kurgu sanılması.)

İçime sinmeyen bu yazıyı paylaşarak kendimi cezalandırmak istiyorum.
Ki cezalandırmaktansa caydırmak her zaman daha fazla sonuca etki eder,
İçimden gemiler geçiyordu bir zamanlar,
sorun bakalım:

Kaç Murat Eren bir Can Dündar eder?
(Kaç para ulan bir özgürlük!)
(Bu konudaki mücadelemiz de adımızın başına bağımlılık ve biat eklemediğimizden yok hükmündeydi değil mi? Çok pardon!)

Tanrı kimseyi, ne mal olduğunu bildiği insanları savunmak zorunda bırakma ile terbiye etmesin.
Kişiler bu terbiye sırasında daha da terbiyesizleşmesin.

Terbiyesizleşirse ne olur peki?

Hiç.

Peki bataklığın denizle benzerliği nedir?

İkisinde de derinliğin en fazla boyun kadarını gösterebilmesi, insanın. (Evet yavşak olan.)

Şimdi siz o bataklıkta hızla kaybolurken bizim tek temennimiz,
en fazla boyunuz kadar batabilen bataklıkların sinekleri kalabilmeniz.

Sanırım bu kadar yeter?

(Yeter demek de yetmeli bazen)

Misilleme Kurşunkalem
13 Mart 2016 0340
Ankara



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder