3 Mart 2016 Perşembe

Ajitasyona Saplanmanın Dayanılmaz Hafifliği



Kişilerin dedikleri üzerinden kişilere yanıt vermek, olayın kişiselleşmesi ihtimalinin etrafında dolanmak demektir. Fakat eğer bir kişinin yaklaşımı, bir düşünce yapısının daha doğrusu bir "akıl tutulması"nın vücut bulan haliyse mesele artık toplumsaldır.

Bu durumda da yazmak kaçınılmaz olur, olmalıdır da.

Şair ve yazar Murathan Mungan, 48. SİYAD Türkiye Sineması Ödülleri töreninde konuşmuş.

Konuşması da çok alkış almış.( Hatta bunu haber yapan Radikal de konuşmayı "etkileyici ve geceye damga vuran olarak nitelendirmiş. Ne kadar da şaşırtıcı değil mi?)

Ne demiş peki konuşmasında Murathan Mungan?

“Birbirimizin hikâyelerine, hayatlarına ne zaman bu kadar yabancı olduk? Gezi’nin hikayelerine sahip çıkanlar; Sur’un, Cizre’nin, Amed’in, Kürdistan coğrafyasının hikayelerine niye bu kadar yabancılar? Akılları, vicdanları, ahlakları niye bu kadar yabancı oldu?”
"Özgürlüğü hepimiz için istiyoruz. İfade özgürlüğünü hepimiz için istiyoruz. Yaşam ve varoluş hakkını hepimiz için istiyoruz. Sinemanın artık sadece ‘Schindler’in Listesi’nde ya da ‘Sophie’nin Seçimi’nde gözleri nemlenen seyircileri; bugün Sur’da bombalar altında, gözleri oyulan, parmakları, kulakları kesilen, burunları kesilen insanların hikayelerine de gözyaşları kalmış mıdır acaba? Umarım bundan sonra bütün sanatlar olduğu gibi sinema da bize bir arada yaşamanın, kardeşçe yaşamanın; birbirimizin kalplerine, akıllarına, ruhlarına, hikâyelerine dokunmanın imkanlarını daha çok açacaktır. Bizim birbirimize her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var. Hikâyelerimize dokunursak belki gerçeklerimize de daha iyi vakıf olabiliriz.”[1]

***

Türkiye'de kendisini sol olarak tanımlayan kesimin en büyük hatası, kendisini her seferde en doğru, hatta tek doğru görmesi, toplumun yaklaşımından bir mesaj çıkarma kaygısı duymaması, toplumla ortak bir nokta bulmak yerine topluma bir düşünceyi dayatmaya çalışması -ki bunu yapan insanların zihninden de Kemalist=Jakoben eleştirisi eksik olmaz-, ve bu hastalıklı yaklaşımın doğal sonucu olarak da kitleleri hem kendilerinden hem de eylemsellikten soğutmaları.

Bu cenahın dışında gelişen, belki de bu cenahın dışında geliştiği için insanların ortak değerleri üzerinden buluşmasını sağlayarak "birleştirici" bir etki yaratan Gezi Direnişi de bu arkadaşların asla anlamayacakları, anlamak da istemeyecekleri bir "eylem". Fakat kazanımın toplumdaki etkisini görünce de sürekli Gezi'ye yönelik "Benim olacaksın, vurucam kırbacı, vurucam kırbacı" dürtüsüyle hareket etmekten de kendilerini alamıyorlar.

İşte Murathan Mungan da yine aynı hissiyatla yapmaya çalışıyor "Gezi- Sur eşitlemesini. Hatta daha da ileri gidiyor, Amed diyor, Kürdistan diyor.

Öncelikle yine hatırlatalım.

Gezi bir pasif direniş eylemiydi.Halk kendisine yapılan sert müdahalelere bile aynı şekilde karşılık vermedi. Çünkü silahı akıldı. Bu orantısız güçle yaklaştığı için karşısındaki hükümet kolluklarını çaresiz bıraktı. Ağızlarından teori eksik olmayanlar kadar eylem geçmişi yoktu belki çoğu kişinin. Fakat yapılarında "yıkıcılığın", "şiddetin" olmamasının da etkisiyle şiddete şiddetle karşılık verip de sistemin "şiddet bataklığı"na saplanmadılar.

O dönem bu tavrı bile lümpenlikle, burjuvalıkla eleştirenler, sonrasında Gezi kapsamında yapılan "Gazdanadam" festivalinde çok fazla Türk bayrağı olduğu için rahatsız olup etkinliği terk edenler, yine bunu yapan kendileri değilmiş gibi nemalanmaya çalışıyorlar ki yemezler, yedirmeyiz.

Sonrasında devam edelim:

Derdi AKP hükümeti olanlar -ki aklı başında bir birey bu sürecin baş sorumlusunun AKP olduğunu rahatlıkla görebilir-, nerede konumlanıp da kimleri karşısına alması gerektiğini bilir.

Fakat derdi bizzat TÜRKİYE CUMHURİYETİ olanlar, bir ülkenin toprak bütünlüğüne kastedenleri, ülkenin başkentinde bomba patlatanları, bu patlamayı yapan teröristin taziyesine gidenleri görmezler, eleştiremezler.

Çünkü o kişilerden tek farkları, aynı düşünceyi paylaştıkları kişilere nazaran canlarının daha tatlı olmasıdır. Ya da en azından o insanlar kadar insanın, insanlığın karşısında içgüdüsel olarak konumlanmalarıdır. Bu hissiyatları ile çelişen söylem ve tavırları da psikolojide "yansıtma"[2] olarak adlandırılan hastalığın belirtileridir.

Oysa bu süreçte gerçekten insan kaygısı duyan, barış yanlısı olan insanın temennileri bellidir:

Terör örgütüyle ve terör örgütünün uzantılarıyla kararlılıkla mücadele edilmesi. Ve aynı kararlılığın mücadelenin hukuki çerçevede kalması için de gösterilmesinin istenmesi.

Fakat, terör örgütünün emperyalizm ile olan ilişkisine laf söylemeyenler, emperyalizmin kuklalarından birisine sövüp de diğer kuklasını övüp meşrulaştıranlar, askerliğin zorunlu olduğu ülkede -hadi diyelim bu mücadeleyi meşru buluyorsunuz- savaş açılan ülkenin erlerine pusu kurup Başkomutanı ile her fırsatta barışanlara, oynaşanlara, koklaşanlara "Ama bu yaptığınız tezatlık ve kahpelik. Madem en tepedeki ile masaya oturabiliyorsunuz, halk çocuklarını neden öldürüyorsunuz?" bile diyemeyenler, bu söyledikleri ve söyle(ye)medikleriyle niyetlerini de beklentilerini de açık bir biçimde göstermektedirler.

Özellikle Cizre'yi dilinden düşürmeyenlerin, Cizre'nin PKK için her uygulamadaki pilot bölge olması gerçeğini görmezden gelmelerine değinmiyoruz bile.

***

Ankara Bombacısının taziyesine gidilmesi ile Sosyalist cenah bile bu bölücü grup ile arasına mesafe koymaya hazırlanırken bu tarz demagojik söylemlere sığınmak, evinde ölse komşusunun ceset kokusuyla varlığından haberdar olacağı "toplumbilimcilerin", sanatçıların(!) alkışları kadar karşılık bulabilir ancak.

Ki Murathan Mungan gerçekten bu toprakların hikayesini dinlemek istiyorsa 2 gün önce yayımlanan "BORDO" başlıklı yazıyı okuyarak aydınlanmaya başlayabilir. Tabi amacı buysa.

Belki o zaman ülkenin bölünmez bütünlüğü ve huzur içinde yaşamak için en doğru soruyu kendisine sormayı akıl edebilir:

"Neydi bir arada tutan şey hepimizi, birleştiren neydi kaderlerimizi?"

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
3 MART 2016
(Görsel olarak bu fotoğrafın kullanılması, haberi okuyan insanda aynı hareketi yapma isteğini yaratmasından ötürüdür.)

DİPÇE
[2] YANSITMA: Ortada söz konusu bir suç unsuru varsa, suçlu olan ya da suçlu bulunabileceğini düşünen kişinin baskın davranıp suçu başkalarına yıkmaya çalışması olayına psikolojide verilen isim.
Kendisine yakıştıramadıklarını başkalarına yakıştırma. İnsanların iç çatışmalarında kullandıkları bir savunma aracıdır. Kimi insanlar kendilerinde varolduğu halde kabul etmek istemedikleri nitelikleri başkalarında görürler ve eleştirirler. Örneğin kendisi dedikoducu olan bir kimse başkalarını dedikoduculukla suçlar. Bu, düzgülü (normal) olabildiği gibi hastalıksal (patolojik) de olabilir. Birçok ruh hastalıklarında, psikotik sabuklamalarda (hezeyanlarda) çeşitli yansıtmalar saptanmıştır. Yansıtma genellikle dışa yöneliktir, ama içe yansıtma biçimi de vardır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder