21 Ocak 2016 Perşembe

Y.O.İ.U.D. - Misilleme Kurşunkalem




Evin önünde kardan adam var.

Hayır, gördüğümde "bu ne lan" dedirtecek heybette olan değil,

daha küçük, doğrudan odamın hizasında duran.

Kardan adam.


Minik.

Camdan baktığımda sağa bakacak şekilde yapılmış. Tek başına. Üşüyor mudur? Emin değilim.

Gözü uzaklara dalar gibi duruyor. Zaten istese de başka bir yöne bakamıyor, kıpırdayamıyor. Belki de kıpırdama şansı olsa da uzaklara dalardı gözleri? Bilemeyiz.

En azından ben bilmiyorum, bilemiyorum.

-ULAN NE KADAR GÜZEL HARCANDIK YA.

-Ne kadar da ucuza satıldık.

Küçük kardan adam hala duruyor olduğu yerde. Başka bir yere de gidemez. Ama başka bir yere gidemeyecek olması, tükenmeyecek, erimeyecek olduğu anlamına da gelmez. (Gerçeği Ankara'nın iklimi kardan sonra buz tutmasını sağlıyormuş. Biliyorum)

Şarkı çalar
şarkı girer
şarkı söyler

"Beni dinlemiyor
beni dinlemiyor
iteklemiyorum ben de
susuyorum  hemen
yarım kalıyor.

Yüzüme bakmıyor, içimi bilmiyor, içime içime ata ata yalanlar midem şişiyor

Nakarat 2x

"Beni dinlemiyor
beni dinlemiyor
iteklemiyorum bende
susuyorum hemen yarım kalıyor

Hepsi  kafamDA kaFAMDA KAFAMDA biR bİR BİRikiyor
1-2'nin lafını etmem ama toplamda AĞIR GELİYOR

(Yerimden kalkıyorum, kardan adamı daha iyi anlamak adına görmem lazım)

(geldim)


Kardan adamın burnu yok, ağzı da içe çökmüş.

Belki de hiç yalan söylemediğindendir olmayışı burnunun.

Belki de her söylediğini ağzına tıktıklarından içe içe konuşmaktan içine çökmüştür ağzı.

Gözleri var, donuk.(Güneş artık çok uzakta)(Bu haliyle uzakta durmasında da fayda var beyfendi)

Kulakları yok, belki de duyduklarına tahammülü kalmadı da ilk kulakları eridi.

Göbeği var büsbüyük. Belki de bizim evdeki jelibonların çabuk bitmesinin bunda payı vardır

ve de çikolata,

Yoncamın sikke şeklinde getirdiği çikolatalarla ilgili espriyi size yapmadım mı acaba?
Hemen yapmalıyımmmmm!
(Çok mu komik Erhan? Sen sus Mamuş, hele hele Manıl, Çağatay nerde lan!)

Bu iş gerçekten çok zor Yonca.

şarkı değişerek devam eder:
Suretimiz (değil) benzer.

Yaren'in aklından geçenleri aklından geçtiği evrede yazdım sanırım:

Beni bir sen anlardın, sen de erken göçtün bu diyardan Oğuz Atay.
Şimdi ben derdimi kimlere anlatayım?


dedim,
kitabı rastgele açtım,
altı çizili yeri yazdım:

"Romantik oyunlardan vazgeçmek istemiyorsun. İyiler hep iyi, kötüler hep kötü olsun istiyorsun."

çevrilen başka bir sayfa:

"Tek başına düşünme katılığının kokusu her tarafa sinmiştir. Ağır bir günün bunaltıcı öfkelendirici yaşantısı bitince eve dönen evli ve yalnız bir erkek ne yapacağını bilmez; horgörülmelerin, aşağılanmaların intikamını alma susuzluğuyla yanarken çevresinde yatıştırıcı en küçük bir ayrıntıyla karşılaşamaz"

(Tesadüfü yapılmış bu tercihlerin tesadüf olmadığına inanacak, bunla ilgili en ufak bir kanıtı yokken bunu ölümüne savunacak insanlar, yorar)

O arada içimdekilerden başka birisi girdi söze:
Hayallerimden anlaşılmayı beklemekten ve mucize talebimden vazgeçtim, hükümsüzdür. Daha fazla ihtiyacı olan kişiye sıramı verebilirim,
eğer gelecekse
sıram
ve varsa
sıramı sıradan sayacak kadar kişi,
adam.

İçimdeki diğeri hala aynı yerde takılı:

-HARBİDEN DE ÇOK İYİ HARCANMADIK MI BE!

He canım he,
harcandık,
hem de çok ucuza,
maliyet bile çıkmadı önümüze atılan madeni paralardan
dilenci konumuna sokulmamıza mı yanmalı
yoksa payımıza düşmesine mi biçilmemiz pahasına
yok pahasına

-
-Manıl kristal kaseleri uzatır mısın canım
-Evet, Saltuk Buğra geliyor, hazırlanıyor, kalemini çıkarıyor,

Yüklen Erhan yüklen,
genç adamsın vesselam,

ve sen M*man,
şu evin önünde duran kardan adam gibi dikmeli seni evin göbeğine,
yanından geçerken fındık fıstık atmalı,
spreyle üstüne 8 çizip
Manıl'ın sol kulağına kulağına oynamalı.

- Boşuna basma tetiğe,
sıkmaya çalışma
çıkmaz ses,
son mantar
dün
kulağımın dibine patlama şeklinde bırakıldı.

Son soru:

Maydanozsuz, soğansız, bol domatesli istenen köfte ekmeğin içindeki lahana,
nerenin geyiği, tad-ı damağı acaba?
ELENDİ

Misilleme Kurşunkalem
22 OCAK 2016 0217

ERDOĞAN TARZI SİYASET VE SONUÇLARI



Şüphesiz ki Erdoğan'dan önce de bazı örnekleri olmakla birlikte, Erdoğan'ın ülke yönetiminde söz hakkına sahip olmasıyla iki yaklaşım tercih edilen ve meşrulaşan hale geldi ülke siyasetinde.

Birincisi, karşıtlık ekseninde güdülen siyasi yaklaşım. Birilerini kendinden görmek, kendinden olmayanı yaftalamak, marjinalleştirmek ve başka unsurlarla eşitlemek.

İkincisi ise, "Ne özeli, bu geneel geneeel" yaklaşımı ile siyasette dengelerin "belaltı" argumanlarla değiştirilmeye başlanması. Bu yaklaşımın doğrudan ülke siyasetinde kişilerin kaderini doğrudan"belirleyici" olması.

Kişilerin özel hayatları üzerinden bunun yapılmasının ne kadar aşağılıkça bir tavır olduğunu anlatmaya gerek olmadığı için "karşıtlık" eksenli siyasi anlayıştan devam edelim.

Daha doğrusu, nasıl olması gerektiğine kafa yoralım.

İnsanların benimsediği siyasi görüşleri, ideolojileri-düşünceleri vardır.

Olmasında da fayda vardır.

Fakat bu düşünce, düşünsel liderin -amiyane tabirle- "laf sokan" sözlerine, "görsel albenisine" ve eylemsel bazda başardıklarına indirgenirse, orada bir düşünceden bahsedilemez.

Bir kişinin, daha doğrusu o kişinin düşünce sistemini benimsediği iddia eden kişi(ler), bu düşünse sisteminin ekonomik yapısını, felsefi altyapısını bilmeseler bile irdelemek zorundadırlar.

Kişi bir düşünceyi önce irdeler, sonra benimser ve savunur.

Bunu yaparken de düşüncelerini "birileri ile aynı kefeye konmak" kaygısı ile şekillendirmeye kalkmaz.

Akılcı bir şekilde doğrusuna ulaşmaya çalışır. Eğer birileri onla aynı söylemi kullanıyorsa da karşı tarafın düşünsel tutarlılığını ifşa eder.

Bunu mevcut ülke şartlarında yapmak da, dayatılan iki seçenek arasına sıkışmak yerine üçüncü bir yolu bulmayı gerektirir. Çünkü aydın kaygısı duymak bunu gerektirir.

Öte yandan da tartışmanın düşünsel zeminde yapıldığı yerde kişiler, kişilerden ziyade bir düşünce tarzının izdüşümü olarak görülür. Burada kastedilen kişinin karakteri, benliği değildir.

Bir insanın iyi insan - kötü insan olması başka bir konudur.

Eğer ki bir kişinin siyasi görüşü, başka bir siyasi görüş tarafından yanlış bulunuyorsa, bu şartlar ne olursa olsun dile getirilir.

En azından bir Kemalistin bu etik çerçevede düşünsel tartışmasını sürdürüp, tartışmayı kişisellikten soyutlaması gerekir.

Bir düşünce sisteminin, liderinin cesaretine, karizmatik olmasına, ona duyulan sempatiye indirgenip, düşünce sistemini oluşturan kavramsal parametrelerin irdelenmediği, öğrenilmediği yerde yafta dili ile nefret dili kol kola girer.

Sonrasında düşünsel bir tartışma zemini yerine, "sen bunu dedin ama o da bunu demiş, o zaman sen bu musun" tarzı sığ kavgalar hüküm sürer.

Ki emperyalizme karşı ilk zaferi kazanmış bir ulusun bireylerinin, emperyalizmin en büyük meziyetlerinden birisinin kurumları ve düşünceleri sözde o düşünceyi savunduğunu iddia eden kişilerce işgal ettirip, itibarsızlaştıracağını gözden kaçırması en naif tabiriyle talihsizliktir.

Bizler, tartışmaların düşünsel zeminde sürebilmesi, düşünsel zemine çekilebilmesi, eleştirilerin kişisel saldırı algılanıp da savunma mekanizmaları ile akılcı olmayan bir tavırla karşılanmaması için, anlatmaya da, yazmaya da devam edeceğiz.

Her türlü yaftalanmayı göze alıp, birilerinin keyfini bozacağız. Hatta bu uğurda dostluklarımızı kaybedecek dahi olsak.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
21 OCAK 2016

16 Ocak 2016 Cumartesi

Elalemin Çocuğunu Göremez Babası, Annesi, Çünkü Öldü Kendisi...



Değerli aile büyükleri:

Bu fotoğrafa iyi bakın.

Adı Ayşe Berrin Yılmazlar.

Kendisi 13 yaşında.

Daha doğrusu 13 yaşındaydı.

Yaşındaydı, çünkü kendini bornoz kemeri ile kalorifer borusuna asarak intihar etti.

Peki neden?

Açıklanan TEOG sınavında istediği puanı alamadığı için.

***

Mevcut eğitim ve sınav sistemi Ayşe'nin ölümünden birinci dereceden suçludur.

Peki ya aileler?

Ama yok, siz hiç üstünüze alınmayın.

Kendi itibarınızın vitrini olsun diye yetiştirdiğiniz çocukların yarış atı olmasına seyirci kalın, hatta seyirci de kalmayın, kamçılayın.

Mesele sizin arkadaşlarınıza, komşunuza hava atmanız sonuçta.

En eğitimlinizden cahilinize, memurunuzdan öğretmeninize, -neredeyse- hepiniz aynı değil misiniz?

Kendi çocuğunuzu "Elalemin çocuğu"nun gölgesinde büyüten siz değil misiniz?

Hah, şimdi getirsin geri birisi, yapabiliyorsa eğer, Ayşe Berrin'i.

***

Neden sisteme tepki göstermek ve değişmesine katkı sağlamak yerine uyum sağlamak bu kadar kolay geliyor da
sizin iteklemenizle öğütülüyor sistem çarkında çocuklar'ınız?
Mesela hiç düşündünüz mü, üniversite sınavına hazırlanan çocukların büyük bir kısmı neden sigara gibi şeylere eğilim duyuyor?

Sonra çok matah bir şeymiş, en büyük başarıymış gibi pazarladığınız üniversiteye gidince, o çocuklar nasıl boşluğa düşüyor?

Sonra o bozuk ruh halleriyle daha yanlış tercihler sonrasında "mekaniğe" bağlıyor, ya da silinip gidiyor?

Onları en iyi okullara gönderince gerekeni yaptığına inanan siz değil misiniz?

Peki ya "Önem olan sensin" cümleniz; kalıcılığı kaç dakika sürüyor?

"Hiçbir şey senden değerli değil"in katili değil midir "Yapan nasıl yapıyor"unuz?

***

Sistem bozuk, psikolojiler bozuk.

Bir de siz vurun çocuklarınıza.

Vurun, çekinmeyin.

Yükleyin sırtına ne varsa.

Sonuçta hayata gelmeyi onlar seçti değil mi?

O yüzden yaptığınız "yatırım"ın karşılığı alınmak zorunda.

Ayşe Berrin gibi canına mı kıydı, hiç sorun değil. Bundan sonra yatırım giderlerinizi düzenlerken "ölü yatırım" için de esneklik bırakırsınız, bir sonrakinde "kazanırsınız" inşallah!

...
Fotoğrafa iyi bakın.

Değerli aileler, topluma birey kazandıran aileler. Toplumun dönüşümünde payı olan aileler.

Ayşe Berrin Yılmazlar'ın gözlerine bakın.

Kendisi 13 yaşında.

Daha doğrusu 13 yaşındaydı.

Yaşındaydı, çünkü kendini bornoz kemeri ile kalorifer borusuna asarak intihar etti.

Söylenebilecekler bu kadar.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
16 OCAK 2016

13 Ocak 2016 Çarşamba

DÖNÜŞÜMÜN FARKINDA MISINIZ?


100 konunun 99'unda eleştiririm Baykal'ı.

Fakat Sezar'ın hakkı Sezar'a, "the süreç" ve "kumpas davaları" konusunda tavrı netti.

Zaten bu net tavır, bazı konularda sisteme hizmet eden olmasına rağmen kellesini aldı.

Kaset olayı patladı.

Sonrasında Kılıçdaroğlu geldi.

2016'dan bakınca o günlere, tesadüf gibi mi geliyor -hala- sizlere?

CHP Genel Başkanı'nın bunları söylediği dönemden Sezgin Tanrıkulu'ların Genel Başkan Yardımcısı olduğu döneme.

Ne oldu peki?

Bu ağız değişince CHP % 50 mi aldı?

***

Mesele Baykal değil.

Kişiler de değil.

Mesele yıllar önce ortaya konan proje.

Ve de bu projeye karşı çıkan kim olursa sonucunda yaşanan tasfiye.

Muhalefet partileri, yargı, ordu, medya.

Ve o projenin bizi getirdiği, kefenlediği, yakın zamanda da gömeceği çukuru görüp-görememe.

Başta Gümrük Birliği gibi bir çok konuda payı olan bir kişinin bu konuya duruşundan sonra başına bunların gelmesi, emperyalizm için bu konunun ne kadar hayati olduğunu gösterir ki o zaman da bizim şu soruyu sormamız gerekir:

Neden bu kadar hayati?

***

Bir çiçek besliyorsanız, her gün yavaş yavaş büyüdüğünden gelişimini fark edemeyebilirsiniz.

Fakat birkaç gün bile uzaklaşıp baksanız, değişimi fark edersiniz.

Türkiye'de ihanet ince ince işleniyor zihinlere. Özellikle bu yüzden paylaşıyorum bu videoyu, muhalefetin nereden nereye geldiğini anlayabilmek, anlatabilmek derdiyle.
(Üstelik bu korkunç dönüşüm sadece ama sadece 6 yılda gerçekleşti...)

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
14 OCAK 2016

Başlık? Bakıyoruz, Uygun Bir Şey Bulursak Koyacağız - Misilleme Kurşunkalem





14 Ocak 2016.
Yani ayın başına bir kala.

***

(Birgünbirgünbirçocukevedegelmişkimseyokaçmışbakmışdolabışekerdesanmışilacıyemişyemişbitirmişakşamadoğrubirsancı duyan çocuk muyum bu gece ben?)


***

Malzemeler:

- Sena'nın kafasında takımdan ayrı düz koşu yapan saç tutamı
- Firdevsin adının yanına "in" eklediğimde beliren kırmızı çizgi
- Çağatay'ın rakıyla kafasında beliren ve akıbeti meçhul olan asker şapkası(sevmeseler bari)
- Maman'ın belki de hiç kullanamayacağı yazı başlığı
- Ve Erhan umursamazlığı.

***

Hep iddia edilen iyi insanı aynada aradığım süreyi küsüratları ve istemsiz zamanları da eklediğimizde 30 yapıyorsa yıl bazında.

Karnımdan giren ağrı uyku olarak çıkıyorsa gözümden, tam da şu anda
ki kaçanın mirasıdır gözlerimde yanma;

Dünya diyorum ne güzel dönüyor
da
halden anlasa da arada bir mola dese de dursa?
Ha?

Masamın üzerinde çikolata var, sikke şeklinde.
Vallahi, şaka değil.

Sürülmeden vücuda iyi gelen kremlerin olduğu bir coğrafyada yaşansa, kimse özlem duymazdı masaj yaptırmadığı Taylandlılara,

ki ben
Taylandlı kızların
masajıyla 
mutlu olmaktan
Sa(ses deneme, se sa)
tek bir kişinin
kavuşmasını 
isterdim sağlığına
sonra kavuşmasını
şifasına

Ömrün/m diye diye akmasın dersin uzaktan
dokunamazken bile camekandan.
(Peki camoka neydi lan)

Odanın içinde kesmedi volta,
çizgi filmvari tank altlığına dönüştü ayaklarım, 
daireler çizdim yerden başlayıp 
tavanda en sevdiğim noktaları da ziyaret etmemi sağlayacak güzargahımla birlikte

ve ben,
rol modeli Yıldız Tilbe olan kızın(Evet Aslıcığım kadın) anayasa sınavından 92 alması üzerine tüm çikolatalarımı kendisine bağışladım.


Uyuyan kişinin telefonu gibidir uykumu alamadığımda gözlerim,
duymaz ama açamaz
duysa da açamaz.

Ve eklenir açmazlar çöplüğüne alt kısmı en alta gelecek şekilde

elinden silah yapar adam
dayar kafasına
basar tetiğe de
tutukluluk yapar
patlamaz gerektiği yerde,

Tüh be der,
olmadı yine

sevdiği şarkı listesinden 
anlamsız
gereksiz
tahammül sınırlarını her seferde daha çok zorlayan
reklamlar kalır
bu reklamlar gibi girer araya 
olaylar ve zamansızlıkları
ki eğer bu
evrenin mizah anlayışı ise
GÜLMEDİM(Bir yerden tanıdık mı geldi? Ne münasebet, yok muhasebe)

Susun lan!
O gülsün sadece.
Ayrıca ben
-lütfen söyler misiniz-
bir dizi üzerinden yüzleştirilmeyi hakedecek ne yaptım,
(bilmiyorum)


Söyleyeceklerim bu kadar,
en azından şimdilik.

Bu aralar pek kutsal gelen kitabımda dendiği gibi: ha-ha

Misilleme Kurşunkalem
14 Ocak 2016 0207

12 Ocak 2016 Salı

KİMİN NASIL ÖLECEĞİNE "BAŞKAN" VE TERÖRİSTİN KARAR VERDİĞİ ÜLKE

Sen, cenaze arabalarından, ambulanslardan bile daha hızlı, daha önce yayın yasağını getirince;

Patlama olmamış mı oluyor?

İnsanlar ölmemiş mi oluyor?

Bütün dünya canlı yayında verirken olanı biteni, senin yasak koyma zihniyetinin kafasıni kuma gömünce saklandığını sanan devekuşundan farkını söyler misin hele?

Şimdi saklandı mı sanıyorsun gerçekler?

"Suç işlemeden tutuklanamayacağını" belirttiğin canlı bombaların
-ki sen basılmamış kitabı toplatmış, yazarını dahi tutuklatmıştın-, doğum yerini, yılını açıklamışken şıppadanak, biraz daha bilgi versene başlamışken, sevgili(!) (Ennn sevgili! Eyyy sevgili!) katilimizin burcu, uğurlu sayısı nedir, ıssız adaya düşse yanına A4-C4 alır mı?

***

Bir patlama olduğunda şaşırmıyoruz artık. Terör saldırısı olduğunda "Acaba bu kez hangisi yaptı?" diye kafa patlatacak kadar terör örgütümüz var ki,

İşte bu gerçek olan hayalin adı da "Yeni Türkiye".

Ha bir de her patlamayı ya çok iyi izleyen, ya da içinde olduğu için tepki veremeyen bir istihbaratımız var milliliği kendinden menkul, yurttaşına "oy ben nerelere gidem de nerelerde ne şekilde ölem" dedirten.

Ama bu daha başlangıç. Çünkü Ortadoğululaşmanın tek bedeli saçma sapan ülkelerle yapılan görüşmelerin ve sözde din yetkilerin yarattıği mide fesatı ve görüntü kirliliği değil.

2016 yılı;
- Ülkeyi yönetenlerin;

ve

- Onla masaya oturan terör uzantılarının,

- Terör örgütü sempatizanlarını İl Başkanı ve Genel Başkan Yardımcısı yapan meşrulaştırıcı kurucu partinin,

- Milli devletin tasfiyesini kendi partisinde kendisinin tasfiyesinden daha önemli görmeyen başka muhalefet partisinin,

- Buna "başka ne yapabiliriz ki" kolaycılığı yaklaşan, sistemden medet uman ama denetleyici, uyarıcı, cezalandırıcı olmayan seçmenin,
"Tehlikeli Oyunlar"ının başımıza neler açacağını çok somut göreceğimiz yıl olacak. Herkes herkesle aynı ölçüde olmasa da suçlu. Kimse suçluyu başka yerde aramasın.

Kendini de olacaklara hazırlasın.

Madem uyanacağımız yok...

Daha ne diyebilirsin ki?
ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
12 OCAK 2016

11 Ocak 2016 Pazartesi

TERÖRÜN GÖNÜLSÜZ GÖNÜLLÜSÜ OLMAK



"Terör, kullanan ile kullanılanın, korkutan ile korkutulanın birbirine karıştığı, kahramanlık yanı olmayan, kör ve iğrenç bir mekanizmadır. Teröristin de, karanlık emellerine yönelirken, çevresinde uyandırmak istediği kahraman görüntüsüyle gerçekte hiçbir ilgisi yoktur."
Uğur Mumcu

***

Son günlerin gündemi Beyaz'ın programına katılan kişinin söyledikleri ve Beyaz'ın söylettikleri ve sonrasında söyledikleri...

Terör, kendi çıkarları adına her şeyi kullanır, kullanacaktır da.
Kendisi saldırır savaş der, güç duruma düşer "inadına barış" der, çünkü ata sporudur demagoji. Beslenebildiği kadar beslenir.

Hele bir de duyduğu ilk cümleyi "düz mantığıyla" yorumlayıp, "tamam da bunun arkasında neler vardır" diye peşine düşme gereği duymadan "duyar kasan"lar olduğu sürece de daha çok ekmek çıkar teröre.

Terörün beslendiği mağduriyet bataklığı kurutulmadıkça da terörün kökü kazın(a)maz.

Beyaz'ın programına telefonla katılan kişinin program öncesinde başka sorular soracağını söyleyerek yayına alındığı açıklandı kanal tarafından.

Hatta öğretmen olmadığı iddiası bile var.

Bu doğru olabilir mi? Olabilir.

Bu şaşırılası bir şey mi? Tabi ki değil.

Terör ve sempatizanları, toplum hassasiyetleri neyse onu kullanır.

Sanırım bazı arkadaşların hafıza sorunu olduğundan, bazılarının da yaşı tutmadığından anımsayamıyorlar çocukların öne sürüldüğü teröre destek mitinglerini.

***

Beyaz önce birileri tarafından terör yandaşı, sonrasındaki açıklamaları ile başka "birileri" tarafından "Hükümet yandaşı" ilan edildi.

Ülkede suçlanması gereken ilk kişi Beyaz mı? Hayır değil. Ama denge güdeceğim diye "net" duramamanın böyle bedelleri de olabiliyor maalesef. Birçok insanın duruşunu korumasından ötürü sıkıntı yaşadığı, bedel ödediği dönemde kendi pozisyonlarını bu "esneklik" ile koruyan insanlar, bu tarz "çok yönlü" sıkıntılarla karşılaşacaklardır.

Bu olay üzerinden, sığ bakış açılarıyla başka insanları "çocuk öldürülmesinden rahatsız olmuyormuş" zannı altında bırakmaya çalışanlara yine Bilal'e anlatır gibi anlatmakta fayda var.

Bir devlet, kendisinin toprak bütünlüğüne kasteden örgütlerle mücadele eder.

Savaş, iki devlet arasında olur. Bir devletin kendi bütünlüğü koruma kapsamında yaptığı mücadele savaş değil, "terörle mücadele"dir.

Eğer ortada bir terör örgütü ve terör faaliyetleri olmazsa, en azından devletin kolluk güçlerinin saldıracak meşru zemini kalmaz. Yani terör olmazsa, terörist olmazsa mücadele edilmesi gereken bir durum da olmaz.

Hani birileri "çocuklar ölmesin" kelimesini cımbızlayıp da kendi duygu tatminini yaparken daha gerçekçi tatminleri gerçekleştirebilsin diye belirtiyoruz, eğer kendi tabirinizle "akan kanın durmasını," çocukların ölmemesini" GERÇEKTEN SAMİMİ BİR ŞEKİLDE istiyorsanız, önce terör örgütünü söylemlerinizle "bir savaşın iki meşru tarafından birisi" olarak normalleştirip de sonrasında akacak kanın gönülsüz gönüllüsü olacağınıza terör örgütünü karşınıza alın.

Sonrasında da hep beraber Türkiye Cumhuriyeti'nin yaptığı operasyonları hukuku çerçevede yapması adına kendimizi siper edelim, olmaz mı?
...
Yazının finalini de yazının yazılması aşamasında sosyal medyaya düşen bir haber ile yapalım, belki bu vesileyle bazı kişilerin varlığından haberdar olunur:

"Diyarbakır/Sur'da yaralanıp GATA'ya kaldırılan üsteğmenimizin bilinci açılmış.
Durumu iyiye gidiyor ama maalesef bacağının birini kaybetti.."

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
11 OCAK 2016

7 Ocak 2016 Perşembe

Sahte Çikolata - Misilleme Kurşunkalem


Kira günleri tebessüm edebiliyorsan hayata,
hayatını karabiliyorsan acıya rağmen umutla,
umudunu emanet edebiliyorsan kendi dışında bir canlıya
canlı kalabiliyorsan bunca hengamede
-ki canlıdan kastımız vicdan sahibi olabilmek, olduğun gibi kalabilmektir-
kalamıyorsun değil mi?
Senin ben var ya..
Bir dakika ya, o bu değildi.
Bu da o değildi.
Kedilerin tüylerinin ucu plastik başlıklı olmalı diyorum eğer Ankara'da yaşıyorsan (ctrl+s) o başlıklar kışta araba tekerleğine takılan zincir gibi etki yapmalı ama yine bir dakika plastik karda daha fazla kaymaz mı?

O zaman bu durumda şunu sorgulamalı:
1- Plastik nedir
2- Kimlere atı..
Ya of!
Bu da değildi o.
Plastik diyorum,
kedilerin kaymasını teşvik etmek için önerilmekteyse, yazan ucundan kıyısından da olsa haklı
da
o zaman nasıl ve nerede durmalı?

İnsanın nerede durması gerektiğini bilmediği yerde (İçime sinen bir cümle yazdığımda her zaman ctrl+s'ye basmışımdır. Bu da benim sağlamcılıktan anladığımdır), kedilerin nerede duracağını beklemek
hem de plastik takviyesiyle?

Na mümkün.
Na demişken,
-tabi ki kastedilen sodyum değil-
(ctrl+s)
ben küçüktüm.
annem yanımda olmadığımda yastık kılıfımı gözyaşımla yıkadığım günler
-hayır ortaokul değil, üniversite birinci sınıf(ctrl+s).
Girmediğim derslerin karşısında NA yazardı da ben onu "Not açıklanmadı" demek sanırdım.

Aslında kısmen haklıydım.
N not demekti ama Türkçe değildi.
Ve A ile başlayan -apılakeyşın gibi bir okunuşu vardı-
kola kapaklarında, afişinde yazanın aksine çıkan yazı ile eş değerdi:
"Şansınızı tekrar deneyiniz"
hatta denemeyiniz
yok yok, siz deneysiniz,
deneksiniz,
-evet, kolanın ne kadar tehlikeli olduğunu Ziraat Mühendisliği derslerinin birinde öğrenmek yerine sosyal medyadaki bir paylaşımdan öğrendiniz-
(ctrl+s)

Bir gün bir kedim olursa,
bir günü bitişik yazacağım diyorum.
ve adını da ArifinmençıstıraATtığıgolkoyacağım.
onu asistle besleyemeyeceğimden Asics marka kaleci eldivenleri ile seveceğim.

Şair bu şiirden evvel, beklediği güneşin beklemediği anda gelmesiyle istemsiz bir solaryum etkisine maruz kalmış, doğru anda, doğru şekilde konumlanmadığından devrelerini yakmış,
yanık plastik kokusunu da kedilere bağışlamıştır.

Yazılanların hangisinin hayal ürünü olduğundan emin olmamakla beraber
yazar
günebakan ayçiçekleri gibi yüzünü güneşe dönmüş,
güneşin "şimdi çok uzakta" olmasıyla "şimdi"nin tamamlanmasını beklemiş,
beklerken de güneşin olmayan fotoğraflarını avucunda buruşturmuştur
-hakkını helal et Nazım usta-
ve bence Muslera;
Musle(r.a)

Sırf uyumlu olsun diye yazdım say bu kerelik Tanrım, (tek tik)
Manıl sen de her yazımda şirk arama!

Misilleme Kurşunkalem

8 Ocak 2016
0306 Ankara




3 Ocak 2016 Pazar

YANLIŞLARIN KAVGASINDAN ELDE KALAN DOĞRU



(Tuğgeneral Ertuğrul Gazi Özkürkçü ve Cumhurbaşkanını "selamlama" şekli)


soL'daki haber şu şekilde:

"Genelkurmay Basın ve Halkla İlişkiler Daire Başkanı Tuğgeneral Ertuğrul Gazi Özkürkçü'nün, ölen Yeni Akit gazetesi Genel Yayın Koordinatörü Hasan Karakaya için taziyelerini ilettiği ve "dik duruşundan asla taviz vermemiştir" dediği belirtildi.

Yeni Akit'in haberine göre, Özkürkçü, Hasan Karakaya’nın oğlu Fatih Karakaya ile görüştü. Özkürkçü, Hasan Karakaya’nın "Türkiye’nin en önde gelen gazetecilerden" olduğunu belirterek, “Haksızlığa karşı en zor zamanda konuşmasını bilmiş ve dik duruşundan asla taviz vermemiştir” dedi.

Haberde Özkürkçü'nün, Karakaya'nın ölümüyle birlikte "Türk gazeteciliği açısından yeri doldurulamayacak bir boşluğun oluşacağını" söylediği; "başta ailesi olmak üzere, Akit camiasına, Genelkurmay Başkanlığı adına başsağlığı dileklerini ilettiği" belirtildi."
[1]


(Akit'in TSK'yi hedef alan manşetlerinden sadece birisi)

Bunun üzerine Kılıçdaroğlu'nun da Akit'e başsağlığı dilemesini de kapsayan açıklamalar yapıyor bir dönem Kılıçdaroğlu'nun gözdesi olan eski CHP Milletvekili Hüseyin Aygün:

"Atatürk, Cumhuriyet, çağdaşlık, Laiklik düşmanı 'gazeteci'ye, Kılıçdaroğlu'dan sonra Genelkurmay da 'taziye' dilemiş. Hepsi 'Akit'çiymiş. Karakaya adlı nefret yayıcısına 'başsağlığı' dileyen Genelkurmay, Ergenekon ve Balyoz'un ürünüdür. Bu davaların beyni ise Akit adlı şeydi. Dolayısıyla Karakaya için, 'Basınımızın dik duruşlu, yeri doldurulamaz gazetecisi' nitelemesiyle Genelkurmay, bir 'borç' ödemesi yapıyor..

3 gün önce Akit'in yeni bir tehdidinden dolayı mahkemedeydim. CHP vekilleri Akit'in hep hedefinde. Kemal Kılıçdaroğlu, işte bu Akit'e başsağlığı diliyor. Kılıçdaroğlu Akit'in, Vakit'in diğer provokatif odakların hedefinde olan milletvekillerine asla bir telefon bile açmamış, sahiplenmemiştir..

Beni milletvekili iken 'Fethullah Gülen cemaatini eleştirmek AKP'ye yarar' diyerek 'uyaran' ve 'eli boş' dönen de Kemal Kılıçdaroğlu'dur.
Fethullah Gülen ile beni 'uyardığı' günü söyleyeyim size:
Ali İsmail Korkmaz'ın toprağa verildiği gün.
Kılavuzu mu? Gürsel Tekin. O açtı telefonu..

İşte bu yüzden Kemal Kılıçdaroğlu'nun Karakaya'ya anında 'başsağlığı' dilemesine ben hiç şaşırmadım. Hemen yanında Karakayalar var zaten. CHP'de Suriye konusuna duyarlı, dinci gericiliğe karşı, anti-emperyalist milletvekillerinin 'tasfiyesi' de, işte bu politikaların ürünüdür."
[2]

***


(Hüseyin Aygün PKK'lı Sakine Cansız'ın cenazesinde)

Hüseyin Aygün bu söylemlerinde yerden göğe kadar haklı. Bu söylemlere gelmesinin ve söylemlerin nasıl okunması gerektiğini yazının sonundaki bir alıntıyla anlatmaya çalışacağız. Ama önce, daha öncesine gidelim.

Sayın Hüseyin Aygün, bu dediklerini kendi vekilliği döneminde savunan vekilleri ulusalcı ilan edip de tasfiyesine susarak ya da konuşarak destek verenlerden değil miydi?

Kumpas davalar sırasında nerede durdu?
Sanırım bunu anlamak için Aygün'ün kaçırıldığı PKK'lılar hakkında söylediklerini anımsamak yeterlidir. Ya da yine kendi hesabından duyurduğu PKK'lı Sakine Cansız'ın taziyesine gitmesini...

Ya da yazdığı "Dersim 1938 ve Hacı Hıdır Ataç'ın Defteri" kitabının başındaki "Modern Cumhuriyet tarihinin en geniş çaplı katliamı Dersim 1938 Harekatı olduğu halde..." girizgahı ile Türkiye Cumhuriyeti'ni "katliamlar yapan, katil" devlet olarak algılatması da bize bu konuda yol gösterici olabilir.

Hüseyin Aygün'ün partideki dünkü ve bugünkü konumunu, yine buna paralel konum ve söylem farklılığını anlamak adına dün yazılan yazının bir kısmını anımsamakta fayda var:

"Kılıçdaroğlu'nun bu kişilere partide at koşturturken neredeyse bu insanlarla hiç aynı kareye girmesi tesadüf mü sanıyorsunuz?
Değil.
Mevzu, iyi polis-kötü polis oynanması. Böylece Kemal Kılıçdaroğlu'nun birilerin gözünde en fazla "lider vasfı olmayan" ama "dürüst, efendi" kişi algısının sağlam kalması.
Yarın çok tepki gördüğünde, bu kişilerin harcanması, kendisi için zaman ve konum kazanması."
[3]


***

Hüseyin Aygün'ün akıbetini bu kapsamda değerlendirilmeliyken, açıklamalarını da cemaatin partide ne kadar "üst" mevkiden destek gördüğünü görmek açısından önemsemeli.

Tabi bu konuşmanın Ali İsmail Korkmaz'ın toprağa verildiği gün gerçekleşmesi ile Ak-it'e yapılan taziye, partinin nasıl bir gerici anlayışın kontrolünde olduğunu göstermekte.

Kabul etse de etmese de bu söylemlerin bugün dile getirilmesinin objektif iki sebebi var:

Birincisi, kumpas davalarından sonra tasfiye edilen asker ve aydınların, en çok da ülkede farklı düşüncelere sahip kişilerin güvencesi olduğu gerçeğinin belli kesimlerce daha belirgin olarak idrak edilmesi, ortaya çıkması.

İkinci sebebi ise İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Mehmet Durakoğlu'nun açıklamalarında belirttiği gibi:

"Türkiye'nin yaşadığı hem bu kumpas vasıtasıyla yaşanan süreç açısından söylüyorum, hem de daha sonra -hangi konuda söz konusu olursa olsun- adına çözüm süreci dedikleri süreç, daha sonra bugün Ortadoğu'da yaşanan -kısaca askeri vesayetin kırılması diye kendilerinin nitelendirdikleri- süreçlerin tamamında;
Bugün göğsümüzü gere gere Kemalistlerin, Ulusalcıların tarihsel haklılığını açık bir biçimde ifade edebileceği bir süreci, bir tarihsel zaman dilimini yaşadığımıza inanıyorum. Bunu yürekten söylüyorum. Bunu herkesin bir kez daha komplekse falan kapılmadan açık bir biçimde ifade edebilmesi gerekiyor. Yüreği yetenle bunu tartışabiliriz artık.

Bizim tarihsel haklılığımız, geçmişteki bütün yaşadıklarımız, sürecin geldiği bu nokta itibariyle tarihsel haklılığımız büyük ölçüde kanıtlanmıştır. Yüreği yetenle bu tartışmaları yapabiliriz.

Tarih bizim ne kadar haklı olduğumuzu, hem bu kumpas vesilesiyle, hem Güneydoğu'da yaşananlar vesilesiyle, hem Ortadoğu'da yaşananlar vesilesiyle, başka bütün başlıkları ele aldığınız zaman, ne kadar haklı olduğumuz bir zaman dilimi içerisinde olduğumuzu gösteriyor."


Tabi yine bunlar, görmek isteyene...

("Genelkurmay ile ilgili Hulusi Akar üzerinden Milli Ordu tasviri yapmaya çalışanları da pistten alalım" diyecektim ki, kendileri zaten Ak-it paçavrasının ekran bataklığına meşruluk kazandırırken bataklık tarafından yutulmuş durumda.)


ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
3 OCAK 2016

DİPÇE

[1] http://haber.sol.org.tr/turkiye/genelkurmaydan-hasan-karakaya-guzellemesi-karakaya-dik-durusundan-asla-taviz-vermemistir
[2] http://odatv.com/kilicdaroglu-gulen-cemaatini-elestirmek-akpye-yarar-diye-beni-uyardi-0301161200.html
[3] http://bayraktarcagdas.blogspot.com.tr/2016/01/ihanetin-kysnda-dolasmak.html
[4] https://www.facebook.com/misillemeprofil/videos/vb.100001533315604/984969288230839/?type=3&theater

2 Ocak 2016 Cumartesi

İhanetin Kıyısında Dolaşmak


Kılıçdaroğlu döneminde ne kadar mezhepçi, etnikçi, liberal kişi varsa partide kilit noktalara ge(tiril)di. Peki dışarıdan bakıldığında birbirinden farklı gibi gözükebilecek olan bu düşüncelere sahip kişiler, nasıl ortak hareket edebildi?

Bunun iki sebebi var.

Birincisi
, karşıtlık ekseninde birleşebilmeleri. Burada karşıtlıktan kastedilen tabii ki Atatürk ve Kemalist devrim karşıtlığı.

İkincisi
ise, artık meselenin "ilerici-gerici" meselesi olması. Bu unsurların da gericiliklerinden ötürü birbirinin doğal müttefiki olması.( Sistemin devam etmesini istemek de gericiliktir.)

Kılıçdaroğlu'nun bu kişilere partide at koşturturken neredeyse bu insanlarla hiç aynı kareye girmesi tesadüf mü sanıyorsunuz?

Değil.

Mevzu, iyi polis-kötü polis oynanması. Böylece Kemal Kılıçdaroğlu'nun birilerin gözünde en fazla "lider vasfı olmayan" ama "dürüst, efendi" kişi algısının sağlam kalması.

Yarın çok tepki gördüğünde, bu kişilerin harcanması, kendisi için zaman ve konum kazanması.

Sezgin Tanrıkulu'nun ne olduğunu görmek isteyen herkes zaten görür. Ama Kılıçdaroğlu bu konularda sağ gösterip sol vurmayı, daha doğrusu "ilerici" gösterip "gerici" vurmayı sever.

Bu asla akıllardan çıkmamalı.

Grup Başkanvekili olmadan önce Sessiz Çığlıklardan eksik olmayan fakat sonrasında keskin bir "dönüşüm" yaşayan Levent Gök'e dikkat etmeli asıl, Sezgin Tanrıkulu ve Gürsel Tekin gibi kişilerden ziyade.

Anlaşılan o ki, tetikçilik görevi kendisine verilmiş. Ve o da kendisini belli noktaya getirenlerin güvenini kazanmak adına bu cinayeti işleme derdinde. Bir nevi "Bana güvenin, ben size istediğinizi veririm)
(Yine bir yere not edelim, yarın dengeler değiştiğinde ilk harcanan kişi Levent Gök olacak.)

Ve birileri kabul etmeyecek olsa da, Türkiye siyasetinde en tehlikeli adam Kemal Kılıçdaroğlu'dur.

Çünkü HDP ve AKP'nin yerine "gerici"lerin değil, "ilerici"lerin yoğunlukta olduğu bir kitleyi kontrol altında tutuyor, arada gazını alarak pasifize ediyor. Ayrıca onların partide söz hakkına sahip olmasını engelliyor. (İçeride yalnız bırakılmalarına rağmen Kılıçdaroğlu'na cephe almayan hatta ona boyun eğen Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay'ın bile kurultaylarda gördüğü muamele yeterince açıklayıcı değil mi?)

Bahçeli'nin ne olduğu, ne yapıp ne yapmayacağı bellidir. Demirtaş, Davutoğlu, Erdoğan'ın kıblesinin ne tarafta olduğu da.

Fakat Kılıçdaroğlu öyle değildir. "Yapıcı", "Demokratik, "Halkçı", "İyi niyetli" görünümün altında hiç de öyle bir kişi gibi hareket etmemektedir. Bunu da yine en iyi partide duruma muhalif olan parti yetkilileri bilir.

***

Dostlarımızla ters düşme pahasına bazı gerçekleri haykırmak zorundayız.

"The süreç" denen ülkenin bölünmesi süreci, Yeni Anayasa adında devam etmektedir.

Ve CHP'nin bu alanda destek vermesi, ihanetin daha geniş kitlelerce meşrulaştırılması adına hayati önemlidir. O yüzden CHP iç ve dış bazı güçlerce bu bataklığa çekilmek istenmekte, bunu yapacak insanlar korunmakta, karşıt insanlar itinayla partiden tasfiye edilmekte, itibarsızlaştırılmaktadır.

Çünkü Türkiye'yi AKP ya da HDP bölemez. Ancak ele geçirilmiş bir CHP bölebilir. Ancak CHP eliyle Kürdistan kurulabilir. Emperyalizmin esas hamlelerindendir, ülkeyi ülkenin kurucusuna yıktırmak. İçeriden işgal edip içini boşaltmak.

CHP'nin vermesi gereken tepkiyi CHP'nin vermeyip de sadece Vatan Partisinin ya da HEPAR'ın vermesi, tepkileri marjinalleştirmek ve küçük düşürmek içindir.

Bu duruma ancak koltuk değil de vatan kaygısı duyan CHP delegeleri ve CHP seçmeni dur diyebilir.

Bunun için de CHP seçmeninin "Kendi Genel Merkezimle aramda neden bir yalıtım var. Benim kaygılarıma hitap eden kişiler vekil olamazken neden Atatürk'le problemi olan kişiler partide geniş yetkilere sahip?" diyerek bir yerden sorgulamaya başlaması gerekir. "Ama eleştirirsen AKP'nin ekmeğine yağ sürersin" öcüsüyle başka ihanete susmak yerine.

Yoksa yarın çok kötü şeyler olduğunda, kimse masum olduğunu iddia edemez.

Madem partisel bir çözüme ve değişime inanıyorsunuz. O zaman yapılması gereken hamleler bellidir.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
2 OCAK 2016


(Mezhepçilik demişken hatırlatmakta fayda var:
Laiklik, genellikle belli bir mezhebe mensup olduğunu iddia edenlerin aksettirmeye çalıştığı şekilde dinsizlik olmadığı gibi, başka bir mezhebe mensup olduğunu iddia eden bazı kişilerin kullandığı gibi de mezhep propagandasına "malzeme" değildir.
Birilerinin bir mezhep üzerinden çoğunlukta ve yönetimde söz sahibi olduğu yerde, baskıya ve laikliğin ihlaline sonuna kadar direnç göstermek zorundayız.
Fakat buna karşı başka bir mezhebin siyasi kimlik olarak öne çıkarılması, bu direnişin bir parçası olamaz. Sadece karşıt baskıya meşruluk kazandırır, bu toprakları Ortadoğululaştırır.
Çünkü biz bir inancın siyasallaşarak Laikliğin ihlal edilmesine değil, -hangisi olursa olsun- inançların siyasallaşarak devlet yönetiminde söz hakkına sahip olmasına, bu vesileyle Laikliğin ihlal edilmesine karşıyız.
Birileri ateşle oynamaya çok istekli olsa da dikkat etmeli, çünkü bu ateş sadece onları değil hepimizi yakar.)