21 Aralık 2015 Pazartesi

Müzmin Mümin İbadeti - Misilleme Kurşunkalem


Aralık ayında -3 derece de evrenin mükemmelliğine dahil mi Tanrım? Buz tutan yerler falan? diye girdim söze.

(Sakın bundan inançsızlık anlamayın. Çünkü bir inananın isyan edip konuşmasından değil, susmasından korkun. Konuşuyorsa umut var demektir, ama eğer susmuşsa..)(Bir dakika lan, tam olarak böyle miydi bu cümle?)

Şu zamana kadar yaşadığım yerle şimdi yaşıyor gibi yaptığım yer arasında 20 derece fark var.

Bu hep böyle sürecek mi? Yoksa aksine makas açılmaya devam edecek mi?

Kafamızdaki huniyi gökyüzünden yüz bularak taşıyan insanlardık biz.

"Sanki burada güneş hiç doğmamış gibi"yi şarkı sözü sanmıştık sadece.

Hayat gri, şehir gri, şartlar gri.

Renkler diye sunulan bile farklı tonlarda gri.

Kedilerin konuşma balonlarını doldurmaya çalışmakla uzaklaşabiliyor insan biraz gerçek diye kabullenilen hayattan, hem oralet akan çeşmeler olsa çok mu kötü olurdu her sokağın başında?

Çok da değil be istediğimiz, Faranjitin olmadığı bir dünya çok mu ütopya?

Tamam, PS2, PS3, PS4'ünüz de sizin olsun, ben yine jeton atıp atari oynamak istiyorum. Sabit ve kolay taktiklerle yapan herkesin gol atabildiği oyunda sabit ve kolay taktiklerle gol atıp kendimi önemli hissetmek istiyorum.

Bir hiç olanların kendini her şey, her şey olanların da kendini bir hiç sandığı dünyada yüksek bir yere çıkıp hayıııır diye bağırmak istiyorum, sonrasında yaka paça indirilmeyeceğimin teminatı verilerek.

Herkesin kendini pazarlama derdine düştüğü -pi ar çalışması da deniyor sanırım buna-, sosyal medyalardan kürsüler yaratan herkesten kaçmak ve içime içime kapanmak istiyorum.

Sezgilerin geliştikçe cehenneme dönüşür dünya.
Çünkü insan için salak yerine koyma, atasporudur -en azından- yoğun bir kesimde.

Cümlelerin arasına kesikli şekilde tireler eşliğinde monte edilen kelimelerden olmak istiyorum. Tabi ömrümün sonuna kadar iki koluma o tireler girmeyecek ve emniyetin en az olduğu yere götürülmeyecekse.

-Havadaki nemden bile devleti katilleştirmek isteyen mazeret üreten, bunu yaparken de içten içe kendi katilini destekleyen, derdi katil değil de rekabet olanlara yazının bu kısmı kapalıdır. Açmamaları önemle rica olunur-


(Önemsiz rica nasıl bir şeyse artık, neyse.)

Şarjı biten telefon şarja kapalı şekilde konduğunda kendisini uyumuş gibi hissediyor mudur,
buna kafa yormak istiyorum mesela.

Maskeli insanların yüzüne leblebi fırlatıp, yüzden çıkacak "tak" sesiyle maskelerini ifşa etmek istiyorum.

Eğer sahte çikolatadan zehirlenmeyeceksem sevdiğim çikolatanın çakmasından almak, yemek ve ne kadar yersem yiyeyim, bitmesin azalmasın istiyorum.(Çok mu? - Çok)
(Hocam söz, spora yeniden başladığımda tekrardan bırakacağım!)

O bir an önce iyileşsin istiyorum. Birden ayağa kalksın, "hey hey de hey hey" diye dizini yere vursun, ya tamam böyle şovlar yapmasa bile "ayaklansın" istiyorum. Başkaldırsın istiyorum onu kontrol etmek isteyen virüslere. (Güzel kahkaha atan insan, güzel insandır, insanın ömrünün sonuna kadar ona kahkaha attırası bunun için de hiç düşünmeden hayatını adayası gelir.)

Başkaldırsın diye rahatça söylüyorum, çünkü onun başkaldırı diye yerel yönetimlere özerlik paravanıyla küreselleşme köpekliği yapmayacağını biliyorum.( Bir de hatırlat bana, kitap listesi yapacağım sana)

Emin olun, şu Ankara soğuğunda camdan sızan soğuk kadar rahatsız oluyorum yazıma siyasetin sızmasına.

Ama mesele benim yazıma siyasetin sızması değil, sistemin etrafımızı siyaset dışı yazımıza siyaset sokmak zorunda kalacak kadar sarması.

Anlıyor musunuz?

Sanmıyorum.

Daha doğrusu "anlamış" olmanın size yükleyeceği sorumluluklara hazır mısınız, bundan emin olamıyorum.

Hem zaten artık ben anlaşılmak da istemiyorum. (Vallahi trip, tavır falan değil)

Bazı yazılarımı bir kenara koyuyorum ve benden sonra daha da değerlensinler diye şimdi'den benden sonra'ya kadar olan süreci demagojikleştirmeye gidiyorum. Uzmanlık alanım olarak bunu gören dostumun olduğu yerde kendime güvenmekte, en azından kendime bir şans vermekte haksız sayılmam heralde?

Evet Simge, biliyorum, herhalde.

Eğer hedefime ulaşır da para ederse üretilmişler, vatan kaygısı duyan çocuklara burs olarak verin elde edileni, el açmak zorunda kalmasınlar, kendilerine saygılarını yitirecek diyalogların öznesi olmasınlar diye.

İçinde oralet geçen yazının içine bile girerek oraleti soğuttu diye bile karşı durmalı sisteme,

Ve bazen, Koru yönüne giden metro ile Kızılay'dan bindiğinde gidersin yılanlardan kurtulmak için yılan yağının şifa olduğu yerlere.

Misilleme Kurşunkalem
21 Aralık 2015
Ankara 2317

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder