27 Aralık 2015 Pazar

Gerizekalı - Misilleme Kurşunkalem





Sevmediğimiz şeylerden belli miktarda kullanarak yapacağımız karışımdan sevebileceğimiz bir şey çıkartabilir miyiz?

Hayat tam da bu denemenin adıdır belki de.

Olsun.

Yüksek sesle haykırmakta ve iddiayı iddialı bir şekilde masanın üzerine yumruk gibi vurmakta/koymakta fayda var ki:

Sabah kahvaltının mutlulukla ne kadar alakası varsa, sabah erken kalkmanın da mutsuzlukla o kadar alakası var.

Tabi ki bu durum, tek izin gününü dolu dolu kullanmak isteyen ve çaydan simitten bile keyif alabilen insanlar için elbette geçerli değil. (Ki ben o insanlara hep imrenirim, saygı duyarım.)

Tam böyle deyip de yenilgiyi kabul edip, kendi elimle kendimi azla mutlu olamayan diye yaftalayacaktım ki, BİR DAKİKA YA dedim, benim de güne uyandığım şehirde gökyüzü mavi olsa, hava sıcaklığı 20 dereceye dayansa, petekler çalıştığında bile çalıştığını milli bir sır gibi saklamak zorunda kalmasa, ben de mutlu olurdum ki.

Ya ben, emin olmadığım kelimeyi yazarken word altını kırmızıyla çizmediğinde mutlu olabilen bir insanım. Mutlu olmak için hayattan ne kadar şey istiyor olabilirim ki?

 Ve hayat, bu talebe karşılık vermekte ne kadar zorlanıyor olabilir?

Bilinçaltımın çöpçüsü olarak rüyalarımı ucuca ekleyip devam edecek olursam:

Bir kız gördüm, tanımıyordum. Çok güzel baktı. Doğrudan tebessüm etmedi ama somurtkan gibi de değildi. Tebessüme a noktası, somurtkanlığa da b noktası dersek, ab doğrusunda a'ya gayet yakın b'ye  isteksiz bir c noktasındaydı. Sonra birden ortalık karıştı. Etrafımız sarıldı. Nefessiz gibi kaldık, kızın sureti kayboldu. Kötü adamlardı bizi kuşatanlar. Sonra bir silah sesi duyuldu, hepsi panik oldu, etraflarına baktığı anda birisi onları tek tek indirmeye başladı vurarak. Kötü adamlar kadar "n'oluyor lan" dedim, -turuncunun tonlarını vücudunda barındıran hatun bu sırada kayıp-
Sonra kötü adamları öldüreni gördüm, bana gülümsedi, Bozo'ydu kendisi.

-Bazı şeyleri sadece rüyanda görecek olmanın, göreceğinde bile ağır bedel ödeme ihtimalinin iliklerine kadar hissettirileceğinin başka türlü izahı-


Çin Lokantasına gidip neden kebap siparişi verdiğimi bilmiyorum. Gerçi Mamuş, "Abi sen Çin lokantasına gitsen de kebap siparişi vermeye kalkarsın" dedi, "ne alakası var" dedim, iddiayı yalanlamak konusunda isteksiz ve hazırlıksız olan karşıcins hissiyatıyla.

-İlk yarı da bitti maçta, Galatasaray için de güneş hala çok uzakta, Emre Çolak yedekte, Snijder sakat, Jose Rodrigez sahada-

Çok özlediğim arkadaşımla uzun yola çıkmıştık ucuna bağladığım rüyanın  ilk kısmında, bayağı bir takıldık her türlü kritik yaptık, eski günlerdeki gibi -bazı yaşanmışlıkları barındıran günler bu kadar eskimeyeydi iyiydi. Üzense eskiyen günlerin eskidiğiyle kalmayıp tamamen gelmeyecek olmasıydı-. Sonra yine birden denizin ortasındaydım, film gibi izlerken denizi, yükselen dalgayı , yükseldi, yükseldi ve beni içine aldı, NOLUYOR LAAAAN dediğim anda uyanır gibi oldum. Saat 01:00 de uyku kırıntısını yakalayınca "insan gibi saatlerde" uyumak adına yatağa yatmıştım. Sonra astigmat şarapnel parçası gibi kafatasımın sağ tarafına saplandı, iki elimde kafatasıma saplananı çıkaramadığım yerde en azından yayılmasını önlemek için kontrol etmeye çalışırken uykuya daldım, -hatun şahit-,  sonra dayak yemiş gibi 6'da uyandım, ilham gelmiş, beklemiyordum, irkildim, yerimden zıpladım. 
-ikinci yarı başladı sanırım, artık toparlamalıyım-
Yaz dedi, yazdım, içimi en derinden kazarcasına tabi ki de, sonra o saatlerde uyandığını hissettiren herkese salça olmaya başladım.  Bu duruma da kıyısından avukat hanım şahit, üstelik avukat İzmirli ama Atatürkçü değil, Kemalistdi (Reklam için özür dilerim ama bu ayrımın vurgulamasına bir yerden başlamalıydım, pas güzel gelince dayanamadım.)
Kafatasıma astigmatın saplandığı yerin tesir etmediği yerlere tesir eden parçanın sözleri de şaka yapmıyorum aynen şöyleydi

"Yazlıktaydık bir şey yaptım ama hatırlamıyorum.
Babam "Sen var ya hakkaten gerizekalısın" demişti.
Ne yaptığımı gerçekten hatırlamıyorum.
Bir gün hatırlarsam  neden gerizekalı olduğumu öğreneceğim.
Hep birlikteydik yazlıkta
ve ben hakiketen gerizekalıydım."


"Sen gerizekalı mısın ki kuzum" dedi hatun (Normal şartlarda da kuzum denmesine de diyene de ayar olurum. İlla bir hayvan kullanacaksan sığırı bile kullan ama kuzum deme n'olur), an itibariyle benim için pek bir sorun ya da pek bir sorumluluk gibi gelmedi. Aksine böyle yaftaların, kabullenmelerin bazı şeyleri yapmak için daha fazla meşru zemin yarattığına inanırım. (Yakalarsam da affetmem, faydalanırım. -yürürüm)

Okuyan birisi sıkıcı bulabilir. Kimisi gerçekten keşke devam etseydi diyebilir. Ama sevgili devam etmesini isteyen okuyucu, gerçekten üzgünüm, zaten haftada soyutlanabildiğim 90 dakikanın 15 dakikasını kaybettim. Hunime parmak şıklattım, birden devasa hale geldi, üstüne bindim ve emrettim, "Beni derhal salona götür, kaldığım yerden devam etmeliyim!"

Misilleme Kurşunkalem
27 Aralık 2015 1715
Ankara

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder