21 Ekim 2015 Çarşamba

Başlıksız(5) - Misilleme Kurşunkalem


Yaklaşık bir saat oluyor,(Yazı bitip yayına hazırlanırken iki)
-ufak sıyrıklarla da olsa- bir 21 Ekim daha bitti.
(Çok şükür)

Hafiften başımı çevirerek -Hande gibi boynumu döndürmeden- baktığımda gördüklerim:

Kışlalı anıldı,
Podolski gol attı
Zaman makinesinin "ileri" tarihine gelindi.
 


Sena yazdı yazdı
Yazısı okundu
Cem Karaca açıldı
"Bu son olsun" dinlendi.
Bu son olmadı.

Aslında bu kadar kısa tutsam yazıyı, anlamak isteyene yeterli mesajı vermiş olurum. Fakat kendimi Bekir Coşkun gibi hissetmemek adına devam etme taraftarıyım.

Nerede kalmıştım?

Bana ait olmayan bir yerde.
Ve yerin bana ait olmaması gerçeği, kaldığım yerdeki insanın insanlığın meşalesini taşıyor olduğu gerçeğini değiştirmez.

Yasin'in oyundan çıkartılmasına olan öfkemi de dindirmez.

Yutupta açılan parçaların arasına giren reklam, reklamı o araya sokanın görüldüğü yerde dövülmesine sebep olur, benden söylemesi.

Tam da o anda "Tanju Okan kafası nasıldır acaba?" sorusu kallavi şekilde merak edilesi, edilmesi.

Kafamdaki masanın üstünde dururken kafamın içindekiler, birden bir hareketle savrulur elin tersiyle,
yerle yeksan,
(yerle bir),
yerlerden yerlere.

Onların yerine bir pikap konur, pikabın içine de bir plak.

Esin Engin'in sesi inceden inceden sızar yüreğe, derinlere:

Gurbet içimde bir ok her şey bana yabancı 
Hayat öyle bir han ki acı içinde hancı 

Sevmek korkulu rüya yalnızlık büyük acı 

Hangi kapıyı çalsam karşımda buruk acı 

Acı. Buruk bir acı.
Bu sözleri yazan Şennur Sezer çok yakın zamanda ayrıldı aramızdan. Sessiz sedasız gitti, kapıyı bile çarpmadan.

Sözlere müzik yaparak ruh katan Teoman Alpay gideli ise 11 yıl oldu nasıl olduğunu anlamadan.

TSM'ye bir çok eser kazandıran Teoman Alpay, kıymeti anlaşılmadan, ürettiklerinin karşılığını alamadan yalnız biçimde öldü. Hatta ölmeden önce ayağı kesilmek zorunda kaldı -iddiaya göre- içtiği sigaradan.
Yakınları terk etti.

Ne acıdır, bu halet-i ruhiye içinde, halet-i ruhiyesini anlatırcasına yaptı son güftesini:

"
Böyle mi esecekti son günümde bu rüzgar
Bütün kuşlar vefasız mevsim artık sonbahar
Unutmuş ellerimi eşim, dostum, sevdiğim
Kalbim acılarla hep bölünmüş dilim dilim
Bütün kuşlar vefasız mevsim artık sonbahar"

Konu hangi ara nasıl buraya geldi, hiç bilmiyorum.

Normalde bu moda girdiğimde Erkut Taçkın'dan "Beyaz Ev"i dinler, olaysız dağılırdım.

21 Ekim bitti.
Ruhumuzun en güzel parçalarından birisini bıraktık toprağa ki toprak bu konuda pek iştahlı çıktı.

Yazıldı sayfaya cümleler, kitap dosyasından sıçradı,
medyaya sızdı.

Şimdi müsaadenizle,
kaldığımız yerden devam etmeli
insan olmanın en aşağılık özelliğinin ona verdiği yetkiyle unutmaya, uyuşmaya, alışmaya.

Ama soran olursa "İnsanlık"tan dem vur,
fiyakalı nutuklar salla,
Hatta kendi çelişkinden kendi yazına da serp biraz,
elini adaletsiz ve korkak alıştırma!

Misilleme Kurşunkalem
22 Ekim 2015
Ankara 0137


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder