27 Eylül 2015 Pazar

Başlıksız(3)

Ah şu sebepli ağlama isteklerimize "sebepsiz" diye perde çekişlerimiz...

***

Acı yazıyı farz kılıyor.


Yazıyı farz kıldıran acı, arka planda hep aynı şarkıyı çaldırıyor, içinde ve dışında.

Dışarıda o çalıyor, eve geldiğinde içeride o karşılıyor.

Bu arada epeydir ortada olmayan sarı kedi geri geliyor.

Kenelerinden kurtulmuş ama hala rahatsızlığı var.

Sevginden çok sertliğine ihtiyacı var, garip.

Yaşadıkların, senin için sorunu da çözümü de değiştiriyor.

Hafif dokunarak sevmektense "tatlı-sert" dürtercesine dokunmak zorunda kalıyorsun onun için, ona.

Kalıyor öyle.

Dün ona sorsan sevgiden mayışmak derdi, normal şartlarında olsa ilgisizlikten sıkılırdı.

Bugün ise "müdahale" ile normalleşmeye duacı, acısızlıktan mayışıyor.

Ruhların bu dünyadan göçüp gitmediğini anladığın dönemdesin. "Devri daim olsun" sözünün cümleden ibaret olmadığını idrak ediyorsun.

Sonra sadece üstünü örttüğün acın depreşiyor.

Daha üç ay bile olmamış, doğal.

Beşiktaşlı değilsin ama kazanmasına seviniyorsun. Çünkü biliyorsun ki Amiralin de seviniyor.

Maç sırasında nasıl heyecanlanmış, gerilmiş sonrasında da nasıl sevinmiş, rahatlamıştır diyorsun kendi kendine.

Mezarlığı kabullenmemek sevdaya dahil.

Ne niyetle olursa olsun gömülenin üzerine tahtalar çakmak isyana dahil, inançtan hariç.

Aynı şarkı ince ince yararak geçiyor içinden.

Giderek seyreliyor için.

Sonra şarjın bitiyor yine.

Midendeki asit seviyesinden kaynaklı sorun yaşadığında, sorun ne kadar büyürse ilacın adı ve dozajı o kadar artar. Bazı ilaçlar vardır, kesin çözüm sağlar kısa süreli ama midem gereğinden fazla hassaslaşır sonrasında.

Dün yediğinde dokunmayan yemeğin bugün kokusu mideni bulandırır.

Hayat da biraz öyledir işte.

Uzun vadeli mutluluklar için kısa vadeli acılar çekmek yerine kısa vadeli mutluluklarla teslim edersin gelecek huzurunu gelmeyecek bir yere, birilerine...

Sonra miden kaldırmaz olur hiçbir şeyi.

Her şeyi hissetmek, hiçbir şey hissetmemene yol açar.

Taa ki acın "Hey ben buradayım, unuttun mu yoksa" der de, sen de kabullenemez ve memnuniyetsiz biçimde "Yok canım hiç unutur muyum seni, n'aber nasılsın" dersin, ölü bir ses tonuyla.

Sarı kedi evin önünde uzanıp seni bekler.
Sen belli süreden sonra gitmek zorunda kalırsın.
Şarkı çalmaya devam eder.
Canın da yanmaya.
Çünkü en uzun seferine çıkmıştır Amiral,
artık sen de yarımsın.


Misilleme Kurşunkalem
27 Eylül 2015
Mersin 2252

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder