30 Ağustos 2015 Pazar

Heye - Misilleme Kurşunkalem



Derya'nın canı sıkılmış.

Sataşacak kimse bulamayınca da Tanrı'ya sataşmış.

Yağmuru katmış, çamaşır iplerinin nasıl irkildiğine odaklanmış,
(neyin kafasıysa artık)

velhasıl kelam(bu böyle mi yazılıyor Erhan?),

kendisini kafesinde şemsiye ile dürtülen keklik gibi hissetmiş.

Ben yazıyı okuyorum.

Yazıyı okumamla Mersin'e yağmur yağması bir oluyor.

Güzel gelen kokuyu ne zaman burnuma çeksem, yaşadığım ikilemi tekrarlıyorum.

Çünkü birileri ona "yağmur sonrası gelen toprak kokusu" olarak biliyor,

oysa ben bunun topraktaki Agregatın, agregatlaşmanın yarattığı bakteri kokusu olduğunu biliyorum.
(Açılın ben Ziraat Mühendisiyim)

En azından böyle hatırlıyorum. Ya da bunun gibi bir şey emin de olamıyorum.
(Çok açılmayın o kadar da Ziraat Mühendisi değilim)

Kafamızdaki plakçalarlarda genelde aynı parça çalıyor.

En fazla saniye oynuyor arasında.

En azından Erhan, "bunu da dinleyelim, ama bende bunu çağrıştırdı" diye ortama laaaapslamadığı sürece.

Yazıyı daha okumadan şirkin kokusuna geliyorum.

Köpeğin kemiği gömdüğü yeri eşelemesi gibi eşeliyorum sayfayı, buluyorum yazıyı, yalarcasına okuyorum, dişlerimle de kavrayarak.

Tam o anda birisi yanıma geldi sanıyorum, bakıyorum sağıma kimse yok.

Acaba böyle durumlarda başka boyutlarda yaşayan canlıların enerjisini mi hissediyorum derken,

kafamı bu kez soluma çeviriyorum ve yanıtlıyorum kendimi:

"Yok be oluuum, Maman gelmiş içeri"

Bir adet her durumda kek yapmaya müsait Maman,

gözlüğü,
kakülü
ve iç dünyasının cıvıltılarını her daim anlatan mesajlı kostümü.

Tam o anda hissetmiş gibi uf be ne cümle kurmuş ya diyor,

yazımda bahsettiğim yazıdan bahsederken yazıdan beslendiğim yazının içine aktif olarak girerek:

"Ve kim bilir, belki de keyiflenirdi Tanrı, insanların ordan oraya telaşla koşturduğunu gördükçe.Belki de bize ölümcül gelen kederler onun çayının yanında bisküviydi.."


Ooo şirk diyorum.
(ManılManılManılManılManılManıl)
(ŞaşkınManılBakışı
ŞaşkınManılBakışıŞaşkınManılBakışıŞaşkınManılBakışıPanikManılBakışıŞaşkınManılBakışı)

Aynen diyor.

Öbür tarafta bize özel yer ayıracaklar diyorum.

Bize özel oda açacaklar dediğinde o odanın kapısında hayal ediyorum kendimi ve cümleye giriyorum:

"Sen bize n'aap biliyor musun..."

Şarkıda dediği gibi
şarkıda dediğini yazıda diyenin dediği gibi
Şarkıda diyeni dinleyenin yazdığı yazıdan esinlenen kişinin şu an yazısında altınızı çizdiği gibi:

"Unuttu bizi,
unuttu bizi,
iyilerimizi
kötülerimizi"


Sonrasında şarkıyı değiştiriyorum iki plakçalarda da aynı anda:

"Bir hayatı seninle yaşamak dedi / İstanbulda kedi olmak gibi / bir yanın beni hep besledi / bir yanın ölmemi istedi

-Dedim olur.
Böyle günler olur"


Kim?
-O
Kime?
-O'na-
Kim gibi?
"Köpeğinin cenazesine giden biri
gibi"

Yağmur biter, yazı biter,
sonra bilinmez, ne olur.


Misilleme Kurşunkalem
30 Ağustos 2015

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder