18 Ağustos 2015 Salı

Başlıksız(1) - Misilleme Kurşunkalem




Nasılsın?
Nasılım?
-Klimalı ortamlarda daha iyiyim.

Gecenin sakinliği.
Sneijder'in golünün yarattığı ince tebessüm.

Defalarca çalan, ama sıkmayan parça...
Kıvamın biraz üstünde hüzün.

Çok büyük hadiselerin yel alamadığı kayadan,
iğne ucunun gözünde yarattığı yaş.
Yarım saniyelik "bu acı hiç geçmeyecek mi?" tepkisi, kaygısı,
korkusu.

Ne kadar kapatırsan kapat yüreğini,
kemiksizdir hüzün,
sızacak bir yer bulur içine.
Tatlı tatlı ölesi gelir insanın,
-Nasıl?
Anlatamazsın ki, zaten anlatılmaya pek de müsait değildir.

İçinden içinden gelen sıcak hava dalgası,
içinde Ortadoğu'yu çağrıştıran yarım kalmışlıkların, geç kalmışlıkların kaygısı.
Uktesi
Belki de ukdesi.
Şu an hangisi olduğuna kafa yoracağımı sanmıyorum.

Ama sessizlik.
İlla ki sessizlik.
Kararında ve belirleyicinin sen olduğu durumda yalnızlık.

Dinlemek,
şarkı
yı,
yormadan, sarsmadan,
bebek gibi.

Yastıkla yatak arasında bir yer belirlemek,
hiç düşünmeden uyuyabilmek,
çok değil, sadece bir gece.
Kabus görmeden,
tavanla bakıştığın ilk anda yığılmak yatağa,
ne çabuk geldik kıvamında uyanmak
da kabulüm.

"Acı bir tebessüm"

görmek.
Acaba nasıl durur bende diye almak
denemek,
aynada gözlemlemek
oldu ya demek.
Ya da olmadıysa bile
yerine geri bırakmaya üşenmek.
-Belki de yılların kararsızlığın yarattığı yılgınlıktan bozma kararlılık-

Şarkıda dediği gibi:
"Haklıyım balık gibi
tutulmuş daha yeni
denizinden uzaklaşmış
kovadayım, kovadayım"


Yaşanmış tüm zafer ve yenilgilerin arasından geçip gitmek istemek.
Huzura talip olup,
karşılığında
 neyin var, yoksa yığmak masaya,
şaşkın bakışlara aldanmadan
"bu fazla oldu" gibi bakarken karşıdan
 "üstü kalsın"
diyebilmek.

Belki de huzuru,
her şeyi istemekte arayıp,
hiçbir şeyinin kalmamasında bulmak,
bulduğu yerde direnmemek,
sahiplenmek
ve
gitmek.

Her daim gitmek.
Gideni yolcu etmek zorunda kalmamak
arkasından bakıp kalmamak
için.
-Belki de bu kez bencilce-

Çünkü terazidir yüreğinde en fazla yer kaplayan.
Ve her defasında daha da biner üst üste biriktirdiğin vedalar.
Taşıyamaz olursun.
Kaldıramaz olsun.

Sonra an gelir
-ki bu an, Attila İlhan'ın ölümünden epey sonradır-
hissedemezsin.

Kalırsın.
Öyle.
Gittim sandığın yerde,
uğurlamaların en ağırını yaptığını
en uzun bakışına daldığını
çok sonra fark ederek.

Öyledir işte.
Böyledir işte.

Misilleme Kurşunkalem
19 Ağustos 2015 - 0332
Pozcu / Mersin

1 yorum: