18 Mayıs 2018 Cuma

"THE SÜREÇ" VE ADAYLARIN SINAVI - ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR



Cumhurbaşkanı Danışmanı İlnur Çevik, "Bölge insanı Türkiye'nin sert hareketinden rahatsız oldu. Hatta MHP ile ittifaktan da çok mutlu değiller. Seçimlerden sonra yeniden çözüm süreci olabilir." demiş.

Bölge halkına dair atılan iddianın gerçek olup olmadığına, bu açıklama ile MHP'nin itibarının, ağırlığının durumuna ve TSK'nin nasıl zor durumda bırakıldığına girmeyeceğim.


Yazının esas konusuna sora sora ilerleyelim yine...

Çözüm süreci denen şey, ülkede ayrışmanın ayyuka çıktığı, hukukun ayaklar altına alındığı, Narko-Terör örgütü PKK'nın hendekler kazıp yığınaklar yaptığı, mayınlar döşediği, bu sebeple sonrasında yüzlerce askerimizi şehit verdiğimiz...

Ve de bu süreç işleyebilsin diye kumpas davalardan referanduma kadar bu duruma karşı çıkacak her unsurun "operasyon"a maruz kalma sebebi değil mi?

Sırf bu "the süreç" tıkır tıkır işleyebilsin diye vatansever sanık, teröristler tanık yapılmadı mı?

Yapıldı.

Bu açıklamasının bir yanıyla ciddi bir rahatsızlık yaratacağını bilmiyor mu İlnur Çevik?

Biliyor.

Buna rağmen bu açıklamayı hangi nedenlerle rahatlıkla yapabiliyor?

Bunun başlıca iki sebebi var.

Birincisi, bu açıklama ile belli bir kitlenin AKP'de kalmasını ya da AKP'ye oy vermesini sağlamak.

İkincisi, bu açıklamaların rahatsızlık yaratacağı seçmenin başkan adaylarının da gündelik çıkar ve oy kaygısıyla çözüm sürecinin ne olacağını belirtemeyeceğini, buna cesurca karşı çıkamayacağını, hatta aksine bu tarz bir süreci destekleyeceklerini biliyor, İnce ve Akşener'in bu şekilde yaklaşacağını düşünüyor olmaları.


Meral Akşener'i de Muharrem İnce'yi de görelim.

Bakalım, hangi aday bu açıklamaya açıktan tepki gösterebilecek, hem de içini doldurarak.

Vatan hassasiyeti yüksek ve nitelikli olan seçmen için bu konuya gösterilecek ya da gösterilemeyecek tavır, adaylar için en önemli sınavlardan biri.

Bekleyip görelim...

Parti bayrağına Kayı boyu simgesini, tamgasını koyan Meral Akşener mi yoksa "her şey Türkiye'yi sevmekten ibaret" diyen Muharrem İnce mi Türkiye'nin çözülmesi ve bölünmesi anlamına gelen "the süreç"e açıktan karşı çıkacak, çıkabilecek, tüm gündelik hesap ve çıkarlara rağmen...

Bu sınavı önemli ve belirleyici kılan başka bir husus ise bu konudaki tavrın emperyalizmin Türkiye'deki çıkarlarını ve doğal olarak desteğini reddetmek, emperyalizmi karşısına almak, anti emperyalist duruş sergilemek anlamı taşıyacak olması.

Bu aşamada seçmenin adayları üzerindeki baskısı da önemli bir etken olacaktır...

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
18 MAYIS 2018

13 Mayıs 2018 Pazar

KALEM, PIRILTI, SANDALYE VE BİR MİKTAR "TEHLİKELİ OYUNLAR" - MİSİLLEME KURŞUNKALEM




"Bütün hayatımı, en ince ayrıntılarına kadar düşünerek hesapladığım iyiliklerin hayaliyle geçirdim albayım. Artık ne olacaksa olsun istiyorum."


                                                                                    [Tehlikeli Oyunlar - Oğuz Atay]

***

Bataryası ölü olduğu için kablosu takılı olmadan çalışmayan bilgisayarımın kablosunu sağlama almak için dokunmamla temassızlık sonucu bilgisayarımın kapanması bir oldu. Üstelik kabloyu çıkacağı değil gireceği yöne doğru iteklemiştim. Bazen öyle olur. Neyi çok istersen tam tersi olur. Bu Murphy de büyük işsiz birisi sanırım.

Yarım kalan yazılarla yarım kalan kitap çalışmalarının arasından parmak ucunda yürüyerek geçiyorum. İnsanın hayatında hiçbir şeyden keyif al(a)madığı anlar vardır. Bende bu evreler genelde kısadır ama hatırı sayılı tahribat yaratır.

İçimde çağlayan bir şeyler yok artık, farkındayım. Belki de bu seneki şampiyonluk yarışı şampiyonluğa en yakın takımın taraftarlarını da fazlasıyla yıpratmıştır?

- Fazlasıyla.

Cennetin cenneti vadedesi yoktur, potansiyelinden bağımsız, hatta ihanet edercesine kendine. Benim de zaten kendi cehennemine müdahale etmekte tereddüt edene kalıcı katkı sağlanmayacağını bilecek kadar yaşanmışlığım var. En azından mevcut ahval ve şerait içinde. Mevsimaydınlık değildir bunda Ankara'daki yalnızlığın daha doğrusu soğukluğun payı vardır. İçin ayrı bir üşür son günlerde ama bunun vatansızlıkla bir alakası yoktur çok şükür. Devlet ile hükümet ayrımını yapamayanların da, hükümet üzerinden Türk devletinin varlığına ve kurucu değerlerine saldırılarını, nefretlerini meşrulaştırmaya çalışanlar için de çıkmaz sokaktır bu kalemden çıkanlar. Bir hainin deyimiyle "Başka kapıya!" Ve bu kalem, kısa vadede sarsıldığı olsa da uzun vadede durması gereken yeri bilmiştir. Orada dur uyarılarının pişmanlığı, git kelimesinin gereksiz vurgusuna yüklenenlerin sırtında. Polemik kaygısından istikâl-i tam.

 Coğrafi haritamda beklentinin sıfır noktasındayım. Nokta çok kayalık, herkesin kafasına bir şey gelebilir, ama kurt yaşlı, ve puslu havalara aşina, yediği ayazın hafızasını yanında taşıyarak yürür, her daim, bazen belli etmese de.

***

"İnsan, bir yere saplandığı sırada kendini nasıl idare eder acaba? Bir şeylerle uğraşıyormuş gibi görünür herhalde. "

                                                                                    [Tehlikeli Oyunlar - Oğuz Atay]


***


Kalmasını istediğim bir dost, can, bir etkinlik duyurusuna dair paylaşımına iliştirdi cümleyi, onun cümleye yüklediği anlamlardan çok daha bağımsız ilham oldu kapıları tekmeyle açtı cümle; "Bugün burada olmalıydın."

Sonra sordum kendime, en son ne zaman olmam gereken yerde oldum? En son kim, olması gereken yerde oldu? Durdu? Daha tehlikelisi, en son kim olmaması gereken yerde oldu, daha yakıcısı, en son kim olmaması gereken yerde kaldı?

Hataların süresi, hataları tercihlere evirir. Yargı, böyle durumlarda iyi niyet hali indirimini ortadan kaldırır, haklıdır. Hakkıdır.(Melis'in goncası olan değil.)
Ve tüm bunlardan bağımsız köklü bir kulüp, Galatasaray'la oynadıkları maçta "Cimbom kümeye" dedikten 3 yıl sonra ikinci kez küme düşüyor. Fakat benim meseleyi "Galatasaray'la uğraşanın çocuğu olmaz." eksenine çekesim yok.(En azından bu yazıda.) Bu kulüp, şehrinin Suriyeli akınıyla, yanlış dış politikanın sınıra yakın olması yüzünden kendisinde daha yakıcı etki yaratmasıyla bu hale geliyor ve bugün yapılan başkan seçiminde iki aday da aynı sayıda oy alınca sonucu yazı tura belirliyor, işte tam da o anda birisi "ya dik gelirse" diyor, insanın o an, bu insanın bu kaygısına, kaygısındaki ciddiyete odaklanası geliyor. Kimse saçmalama bile demiyor. Belki de insanın özlem duyduğu, tam da böyle bir haleti ruhiyedir. Merak ediyorum, o adam, bu akşam yemeğine ne yiyor?

...

Yarım kalan ve tamamlanmayı bekleyen yazıların kaynakçaları bilgisayarda en az 40 pencerelik yer kaplar. Yıllardır format yüzü görmeyen bilgisayarda bu durum "ağır" bir etki yaratır ve sadece bir word dosyasının açılması 26 dakika sürebilir. Belki de bilgisayarın bu Milli Mücadele dönemi kağnısı performansı yazdıklarıma milli ve büyük anlamlar yüklememde pay sahibidir. En azından ben, yaptığım bir işte engellerle karşılaştığımda, bedel ödediğimde yaptığım ve yazdığım şeyin doğru olduğuna dair daha güçlü hissiyat içinde oluyorum. Sizde de öyle olmuyor mu?

Telefondan karışık liste müzik dinlerken parçayı değiştirmek için yazı sırasında eline aldığında telefonu, sayfaların kapanması ile anlarsın o telefonu oraya koyma sebebini, "kullanacağın sayfa kaybolmasın diye." Allahtan böyle durumlarda olayın acısına odaklanma lüksünü kendimde görmüyorum da sayfayı yeniden bulma derdine düşüyorum. Parmak güneşi gösterdiğinde güneşe değil de parmağa bakmakla ömür mü geçer?

Öyle ya, bir zamanlar bazı sayfaları hızlı hızlı geçerdim bazı kitaplarda, konuya dair algılamadığım ama duyguya dair olanlardı onlar. Şimdi o eklediğim sayfaları daha da hızlı geçiyorum, bu sadece bir sonuç. Peki ya çözüm mü?

Bunun yanıtı bende değil. Varsa eğer kader, nasiptir. Yoksa da hass... Neyse. Tanıdığım bir Kadir varsa şu hayatta, o da İngiltere'de kendi ruhunu ve benliğini sevdiği şairlerle muhafaza etme derdindedir. Eminim.

Umarım içimdeki kasvet, odamdaki perdelerle alakalıdır ve umarım dünyada içeri perdesi olup, ışığı içeri verip dışarıdan içeriyi göstermeyen perdeler de vardır. Tanrım, lütfen...

Böyle anlarda insan ışığı açmayı hesap edemez. Edemeyebilir. Akıl tutulması yaşayabilir. Öyle bağlanır insanın aklı. Ama bu tutulmalar, süresini uzattıkça, fark edildiğinde desteklendikçe karaktere nakış gibi işlenir, bu nakışlar kimisinin hayata tutunmasını engeller kimisinde de tişörte desen olur, televizyon örtüsü olarak eskisi kadar tercih edilmediği yerde. Ve hepsi artık dünde kalmıştır, çünkü öyle olması gerekmektedir, doğrusu budur vs.

Ankara'da dengesizleşti yine iklimler. Belki İklim'in insani şartlarda çalış(a)mıyor olmasındandır?

Peki bir editör, boşluk tuşuna basmayı bilmeyen bir yazarın kitaplarıyla sınanır mı? Sınanır, belli anlarda yan odadır. Hayır, o ben değilim. Çok kişilikli olmam demek hepsinin farklı odalarda olmasına anlamını içinde barındırmaz.

(bir şairden esinleneyim)

- Hem hevesim daha yeni kaçtı, fazla uzağa gitmiş olamaz!

"Pazar ve Ertesi" parçasından payıma bu kez "zorlanır gülümsemem"e kadar olan kısım düşüyor. Üstelik insan, sabahları uyku sarhoşu bazı konuşmaların içinde bulunmalı, sonra kendisine yollanan video-cevaplardaki manayı fark ettiğinde tanıdığı öğretmenlerin birçoğu (olmasa bile en az biri) derse girmiş oluyor, arkadaşları ile buluştuktan sonra.

"O lelli".

Eğer elimde Oğuz Atay kitabı görürseniz gördüğünüz yerde indirin beni ya da ne bileyim kitabı elimden bırakmama ikna edin beni. Ama siz siz olun, Tutunamayanlar ve Tehlikeli Oyunlar okurken sakin önsözleri okumayın, sonunu bildiğiniz filmi izler tatsızlıkta okumak istemiyorsanız onları.

Yazarın finali yazacak mecali ya da ilhamı bulamadığı yerde devreye giren alıntıları seviyorum:

"Mektubumuz, karışık olmakla birlikte, ruhumuzun aynasıdır. Derlenip toparlanması, içimizin derlenip toparlanmasına bağlıdır. Biraz daha zamana ihtiyacımız vardır. Acele edelim beyler!"

                                                                                              [Aynı kitap, aynı yazar.]
MİSİLLEME KURŞUNKALEM
13 MAYIS 2018 2218




BİR RİCA... VE BİRAZ EMPATİ...

Amacım popüler tabirle kesinlikle "duyar kasmak" değil...

Fakat birçok insan annesini kaybetmişken, bir çok anne kendisine anne diyecek evladını kaybetmişken sosyal medya üzerinden anneler günü kutlamak ya da bunun paylaşımını yapmak bana çok doğru gelmiyor.

Düşünün, hesabınızdan annenizle paylaşım yapıyorsunuz ve bunu listenizde bir hafta önce annesini kaybeden biri var. Ne hisseder? Siz o kişinin yerinde olsanız ne hissedersiniz?

"Sevgililer gününde sevgilisi olmayanı da düşünün" demiyoruz, "anne"den bahsediyoruz.

Biz biraz mutlu olacağız diye birilerinin acılarını bu kadar deşmeye hakkımız var mı?

Şöyle düşünün.

Evdesiniz, evde anneniz ve annesini yakın zamanda kaybetmiş, acısı taze bir arkadaşınız var. Onun yanında annenizin anneler gününü kutlar mısınız? Kutlamazsınız. En azından onun yanında.

O zaman sosyal medya üzerinden bunu neden yapıyoruz?

Yapmasak ne kaybederiz...

Bilinçli ya da bilinçsiz bu kadar ben merkezli olmasak mı...

Bunları da daha geçen seneye kadar aynı şekilde anneler günü paylaşımı yapan birisi olarak yazıyorum.

Annesi hayatta olan tabii ki gitsin, anneler gününü kutlasın. Ama bunu sosyal medyadan yapmasak olmaz mı?

Başka bir şeyden bahsetmiyoruz, anne diyoruz. Annenize duyduğunuz sevgiden annesizliğin yaratacağı tahribatı kestirmeniz de kolay.



ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
13 MAYIS 2018

6 Mayıs 2018 Pazar

OMURGASIZ SİYASİ ANLAYIŞTA DAKİKA BİR



Birileri çok fazla havaya girdiği için ses çıkarmayalım, susup bekleyelim diyoruz ama öyle saçma sapan açıklamalar yapılıyor ki susacak olsak savunduğumuz değerlere ihanet edecek gibi hissediyoruz.

Türkiye'de 40 yıldır Narko-terör örgütü PKK ile değil de Kürt kökenli yurttaşlarla çatışma varmış.

Bunu söyleyen kim?

CHP'nin birilerine göre "Atatürkçü" başkan adayı Muharrem İnce.

Hem de bunu nereye söylüyor?

BBC Türkçe'ye.

Ne güzel değil mi?

Ve de ne kadar manidar.

Bu kadar kötü bir açıklamadan daha kötü olansa Muharrem İnce'nin Kürt kökenli yurttaşlarla PKK'lı teröristlerin ayrımını yapabileceği halde sırf oy kaygısıyla toplumsal ayrışmaya katkı sunması.

Söylemleriyle emperyalizmin çıkarlarına hizmet etmesi.

Bugün siyasetle uğraşmayacak olsa bizimle aynı masada aynı sözleri söyleyecek kişinin "oryantal" siyaset anlayışı, omurgasızlığı.

BBC'nin bu röportajı manşete taşıma şekli ise gayet net:

"CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce: Kürt meselesini samimiyetle, parlamentoda çözeceğiz."

Aynı röportajda şu cümleyi de kuruyor İnce:

"Bunu bir, samimiyetle çözeceğiz. İki, parlamentoda çözeceğiz. Üç, yalan söylemeyerek çözeceğiz. Dört, cesur adımlarla çözeceğiz."

Keşke "tepeden tırnağa cesaret"ine şimdiden başlasa da biz de bilsek bu "cesur" adımları.

Röportajında siyasetin ilke işinden, yalnız kalınacak olsa da doğru olanın yapılmasından dem vuran İnce; terörün arkasındaki emperyal desteği bilmiyor mu?

Biliyor.

Buna rağmen ilkeli ve doğru olanı yalnız kalma pahasına da olsa söyleme, yapma iddiasında olan Bay "Tepeden tırnağa cesaret", neden bu meseleden bahsederken bu konuda tek kelime edemiyor?

...

Yine değerlerinle, kaygılarınla ve korkularının yarattığı esnekliğin suistimal edilmesi üzerinden sınanıyorsun CHP seçmeni...

Yuttukların ya da yutmadıkların, sustukların ya da susmadıkların, susmayacakların, susmaman gerekenler kendi adayının bazı sözleri söyleyebilme cesaretinde belirleyici unsur olacak.

Lütfen anla artık; çantada keklik seçmen algısı yarattığın sürece kimse senin kırmızı çizgilerini önemsemeyecek.

Adaylık, vekillik durumlarında soluğu BBC, Amerikanın Sesi gibi yayın kuruluşlarında alan, onların düşüncelerine hizmet eden açıklamalar yapmak için sıraya giren siyasetçilerin her partide filizlendiği ve kendini solcu, sosyalist, Atatürkçü olarak pazarlayabildiği yerde biz bundan tam 34 yıl önce aynı BBC Türkçe'ye Uğur Mumcu'nun yaptığı anımsayalım; özlem ve saygıyla:


"Bizde sosyalist oldunuz mu, mutlaka ya Sovyetler'in adamı olacaksın, ya Çin'in adamı olacaksın. Veya kapitalist oldunuz mu, Washington'un, CIA'nın adamı olacaksınız. Bunlar dünyadaki sistemler. Buna yakınlık da duyulabilir, nefret de duyulabilir. Ama bir insan kendi ülkesinin devrimcisi olmalı. Benim görüşüm bu. Ulusal bağımsız sol! Ben sosyalist eğilimliyim, işçi sınıfının, emekçi sınıf ve tabakaların demokratik yollarla iktidara gelmesini istiyorum. Bu görüşümden hiç ama hiç vazgeçmedim. Ama öte yandan da, Türkiye'de, bir, Kürtçülük, iki, silahlı eylemclik, üç, yurt dışına bağımlı sosyalizm, yani benim "kançılarya sosyalizmi" dediğim TKP'cilik... Bunlara da karşı çıkıyorum. Ve Türkiye solunu da, bunların engellediğini sanıyorum."


ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
6 MAYIS 2018

25 Nisan 2018 Çarşamba

"DAHA NE KADAR EĞİLECEKSİN?"




"DAHA NE KADAR EĞİLECEKSİN?"



Kemal Kılıçdaroğlu'nun ve Abdullah Gül'ün siyasi duruşları bu kadar açık ve birbirine yakından halen birileri "CHP'nin adayının Abdullah Gül olacağı kesin değil ki henüz" diyor, diyebiliyor. Partizan ve teslimiyetçi bir refleksle.

Kılıçdaroğlu katıldığı bir programda Abdullah Gül için "Tarafsızdı, kendisine saygı duyuyorum" demedi mi?

Kumpas davalarda "Bana anlattıklarınızı delillendirip savcıya da anlatın, hepsi yakalansın, yargılansın" diyerek kumpas davalarının fişeğini ateşleyen Gül mü tarafsız ve saygındı?

Çözüm süreci adı verilen "the süreç"te "Çok güzel şeyler olacak" diyen Gül mü tarafsız ve saygındı?

FETÖ'nün korunup kollanması için genelgeler yayınlayan, her 10 Kasım'da insanların aklıyla dalga geçer gibi "sağlık gerekçesi ile mazeret sunan" kişi mi saygın ve tarafsız?

Soruyu tersten soralım,

Bunları yapan bir kişi, kimlerin gözünde saygın olur?

Kemalistlerin mi karşı devrimcilerin mi?

Atatürkçülerin mi bölücülerin mi?

Laiklik hassasiyeti olanların mı gericilerin mi?

Partilerinin liderinin Abdullah Gül gibi birisine olan bu bakış açısı, Abdullah Gül'ü aday göstermekten de seçim kaybetmekten de daha büyük bir tehlike değil midir?

Kılıçdaroğlu böyle bir kişi için "tarafsız ve saygın" dediği yerde CHP seçmeninin yeri yerinden oynatması gerekmiyor muydu?

CHP seçmeni o tepkiyi verebilse bugün Abdullah Gül iddiası "yalanlanmadan" ortada dolaşabilir miydi?

SORU'N - CEVAP

Değil aday göstermek, halen Abdullah Gül iddialarını yalanlamamak bile Kılıçdaroğlu'nun siyasi "görevini" anlamak için yeterli değil mi? Bu adamın Kemalizm düşmanı olduğunu anlamak için daha ne yapması lazım?

Kılıçdaroğlu; CHP seçmenini çiğneme pahasına her fırsatta Altan kardeşlere ve Ilıcak'a neden sahip çıkıyorsa Abdullah Gül'e de aynı sebepten saygı ve sevgi duyuyor. Çünkü anti Kemalist, militan Sosyal Demokrat ideoloji, tavır bunu gerektirir. O da "gereğini" yapıyor!

Halen birileri de bu durumu "hata yapmak", "yanlışa düşmek" olarak görüyor. Oysa Kılıçdaroğlu asla hata yapmıyor. Her şeyi bilerek tercih ediyor. Çünkü bu yüzden o koltukta. Bu yüzden o koltuğa getirildi.

Emperyalizmin her uydusu her sıfat ve kurumda aynı cümlelerle konuşamaz. İşgal ettiği yapının bazı hassasiyetlerine de uyuyor gibi görünmek zorundadır. CHP Genel Başkanı olarak emperyalizm sözcülüğü zaten bu kadar yapılır. Yapılabilir, gelecek tepkilerden ötürü.

Daha bu adamın ne yapması ne söylemesi lazım, sizden olmadığını, bizden olmadığını anlamanız için?

Bu saatten sonra Kılıçdaroğlu'nda iyi niyet arayabilen, ya algı sorunu yaşıyordur ya da kötü niyetlidir.

***

CHP seçmeni, sırf AKP tehdidi var diye susmaya, ödün vermeye, partisinin CHP görünümlü AKP'ye dönüşmesine daha ne kadar izin verecek?

Atatürk'ün de dediği gibi:
"İdare-i maslahatçılar esaslı devrimler yapamaz."

İdare-i maslahatçılardan da devrimci çıkmaz.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
25 NİSAN 2018

23 Nisan 2018 Pazartesi

TEŞEKKÜRLER TÜRK YILDIZLARI...





Bugün Türk Yıldızları Mersin'de inanılmaz bir gösteri düzenlediler.


Gösteriye katılım inanılmaz yoğundu ve her yaştan çok fazla kişinin üzerinde Atatürk tişörtleri vardı farklı farklı desenlerde.


Gösteriyi sunan Türk Yıldızları yetkilisi sürekli ulusal kimlik, Cumhuriyet ve Atatürk vurgusu yaptı.

Birçok kişiden şuna benzer söz duydum: "Uzun süredir bu kadar duygulanmamış, milli duygularım kabarmamıştı. Bayramlarımızı o kadar unutturdular ki bizlere, uzun süreden sonra milli bayram olduğunu hissettim."

Hatta birisi, "Ben kendimden bile şüpheye düşmeye başlamıştım bende bazı duygular yok oldu mu diye ama bugün gördüm ki yok olmamış, yerli yerinde." dedi.

İnsanımız gerçekten Milli, Atatürk ve Cumhuriyet kazanımları konusunda samimi ve alanında başarılı insanlara o kadar özlem dolu ki...

Ve böyle insanlar ortaya çıktığında onların arkasında o kadar sağlam duruyor ve duracak ki...

O gösteriyi yapan askeri kendisi gören, kendisinden bir parça bilen bir ulus Türk ulusu.



Devletinin askeri değil, askerinin devleti...

Askerinin devlet kurduğu bir millet Türk ulusu, çünkü o ordu; Kuvayi Milliye: Asker; yurttaşın bizzat kendisi, atası, dedesi, ninesi...

Ayakları ve kalbi bu coğrafyada, bu ülke için atmayan mekanik aksanlı insanların sosyolojik çıkarımları ya da sığ "militarist" yaftalamaları ile izah edilebilecek olandan çok daha fazlası var bu ülkenin insanında...

Ve yıllarca her tür demografik, ekonomik ve siyasi operasyona rağmen.

Bugün o pilotları ve o kalabalığın gururunu gören bir insan nasıl umutsuz olabilir ki?

Teşekkürler Türk Yıldızları...

Bugün birçok insana hayatlarının en gurur dolu 23 Nisan'ını yaşattınız...

Devlet kurma, devlet yönetme ve devlet terbiyesi, içgüdüsü, aklı başka bir şeydir. Kabile kafası ile ülke yönetenler anlayamaz da yok edemez de.

ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
23 NİSAN 2018

(Fotoğraf: Sena Yaşar
Video: Çağdaş Bayraktar )


22 Nisan 2018 Pazar

İYİ PARTİNİN STRATEJİK İNTİHARI - ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR


Kılıçdaroğlu çok akıllı bir hamle yaptı, tabii kendi yönetimi için...

Neden mi?

CHP'den İYİ Parti'ye geçecek vekiller olduğu zaten siyasi kulislerde konuşuluyor ve biliniyordu.

Bu hamlesiyle "birileri istifa etmedi, yönlendirildi."

Bu hamleyle Kılıçdaroğlu CHP'si, İyi Parti'ye "büyüklük" yaptı, böyle psikolojik üstünlük sağladı. Sonuçta son dönemde İYİ partinin enerjisi CHP'nin çok çok üzerindeydi, hem siyasetçi hem seçmen bazında. En azından bunu dengelemiş oldu.

Birileri çok inanmayacak ama bu hamleyle İyi Parti'nin mağduriyeti törpülendi, mağduriyetin halkta nasıl etki yarattığı aşikarken.

Öte yandan İyi Parti'nin oy almak istediği alan daraltıldı, çünkü CHP'nin bu hamlesi İyi Parti ile CHP'yi bir blok olarak gösterdi, bu da AKP'den İyi Parti'ye oy geçişini ertelemek demekti.

Kılıçdaroğlu bu hamleyle hem İyi Parti'ye görülenin aksine alan daralttı, hem kendi yerini sağlamlaştıracak hamle yapmış oldu. Hem de Erdoğan AKP'sinin, kendi seçmeninde İyi Parti'ye doğru olacak geçişi en aza indirgedi.

(Artık bazı CHP'liler, sıkıştıklarında birilerini Vatan Partili ilan ettiği gibi İyi Partililerle tartışmalarında da onlara çok kolay "seçime bile bizim sayemizde girdiniz" deyip başka insanları bu minnetle ile terbiye eder. )
İyi Parti, kendisini CHP ve AKP'nin dışında başka bir yerde konumluyordu, artık bu iddiasında bulunamaz.

Yapılması gereken, ancak ikinci turda ilk turun sonuçlarına göre ve de "zorunlu" ittifak algısı yaratmaktı. Tam tersi yapıldı. Ekmeleddin tercihinde seçime "çatı" algısı ile başlama hatasında olduğu gibi diyeceğim ama bunlar hata değil, bilinçli tercih.

Her şey, Erdoğan'ı Başkan yapmak için.

Ama bunu görmeyenler şimdiden Kılıçdaroğlu kutsamasına başladı...

Tam da Kılıçdaroğlu'nun istediği gibi.

Sahi, "kandırılanlar" kimlerdi?

Ve de düşünün, AKP'den memnun olmayan bir seçmensiniz, oy vermekle vermemek arasında ikilemde kalan. Öte yandan da yandaş kanalların ve iktidarın algısıyla "Cehape alerjiniz" de var. Bu birleşmeden önce İyi Parti'ye oy verme şansınız ne kadardı, bu "erken ittifak"tan sonra ne kadar?

Velhasıl, erken seçimi erken ittifak belirledi.

Bahçeli'nin içeriden yaptığı ile Kılıçdaroğlu'nun dışarıdan yaptığı arasında bir fark yok, tamamlayıcılık var.



ÇAĞDAŞ BAYRAKTAR
22 NİSAN 2018